3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ’NDE BİR ARADAYIZ…
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, Türkçüler Günü programında yaptığı konuşmada “Her daim, her vesileyle, her platformda bir araya gelmek zorundayız. Dinlemek, konuşmak ve kucaklaşmak zorundayız. Türk Milletini bir araya getirebilmek için; Türk Milletini, Türk Milliyetçileri olarak yönetebilmek için; Türk Milliyetçilerinin akıl ve vicdan birliği içerisinde hareket etmesini temin etmek zorundayız” dedi.
Prof. Dr. İskender Öksüz’ün, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un da katıldığı programda sahneye çıkan usta sanatçı Gökhan Kırdar’ın partiye dair övgü dolu sözleri dikkat çekti.
Genel Başkanımızın Konuşmasının Tamamı:
Kıymetli misafirler,
Saygıdeğer hocalarımız,
Muhterem hanımefendiler ve beyefendiler,
Türk olmanın sorumluluğunu, bu şerefin ağırlığını
Yüksünmeden her daim hakkıyla taşıyan,
Türklük bedel ödemesin diye,
Bu bedeli kendi ödemekten hiçbir zaman geri durmayan vatan evlatları,
Hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Duygularımızın, düşüncelerimizin, sözlerimizin ulaştığı,
“Uzaklarda bir yerlerde, türküler çığırılan” her neresi varsa
O her bir ocağı da sizlerin adına muhabbetle kucaklıyorum.
Gerek Bican Hocamız gerekse İskender Hocamız,
3 Mayıs’ın anlam ve önemini;
Fikir ve eylem adamlarımızı;
Türkçülüğü, Türk Milliyetçiliğini anlattılar.
“Bunu bir de benden dinleyin” diye
Kelam sarf etmeyeceğim.
Sadece şunu hatırlatmak isterim ki,
3 Mayıs’ta üç sebeple bir aradayız:
3 Mayıs’ı hem anıyoruz hem de kutluyoruz.
Buna ister Milliyetçiler Günü, isterse Türk Milliyetçileri günü desinler,
Türkçüler günü yahut Türkçülük günü olarak kabul etsinler,
Bayram desinler, demesinler.
Bu mensubiyetten duyduğu gururu,
Her kim şuurla taşıyor ve ifade ediyorsa, bizim için kafidir.
Bu sebeple “niyeti halis” her Türk’ün,
Türkçülük Günü ve bayramı kutlu olsun.
Türk Milliyetçiliği fikrinin sadece bir duygu olmadığını,
Onun sarsılmaz bir mantık silsilesi ve bilimsel bir temel üzerine oturduğunu
Tüm dünyaya ilan eden o muazzam eserin,
“Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi” kitabının yayınlanışının 50. yılını kutluyoruz.
Bundan tam yarım asır önce,
İskender Öksüz Hocamız
Bizlere bir “teori” armağan etti.
1944’ün tabutluklarından yükselen o haklı çığlığı,
Akademik bir disiplinle,
Metodolojik bir derinlikle
Ve sarsılmaz bir sistemle taçlandırdı.
Milliyetçiliğin sadece bir duygu olmadığını,
Milliyetçiliğin bir “fikir sistemi” olduğunu yazdı.
O, bu sistemin üç kademeli yapısını anlatırken,
Temele “Türklük Sevgisi”ni koydu.
Ancak hemen ardından uyardı:
Bu sevgi, fikir sistemi yani “teori” ile birleşmezse,
İdeolojiler savaşında büyük sıkıntılar kaçınılmazdır.
Geride bıraktığımız 50 yılda,
Alelade biriken eski takvim yapraklarından
Çok daha fazla şey değişmiştir ve değişmeye devam etmektedir.
1970’lerin, 1980’lerin şartlarından çok uzaktayız.
Orta Asya’yı sadece “Esir Türkler” başlığı ile değerlendiremeyiz.
Tepemizde, her an bir aksiyon beklediğimiz Sovyetler Birliği yok,
Bugün komünist propaganda ile mücadele etmiyoruz.
Avrupa Birliği’nin, NATO’nun, bölge devletlerinin arasında
Güç dengeleri, ilişkiler, iş birlikleri ve çatışmalar farklılaşıyor.
İnternet çağı diye işaret edilen zamanda bile çeyrek asır geçti.
Artık hayatlarımıza yapay zekâ yerleşmektedir.
Robot teknolojisi de teknolojinin yeni bir kulvarında hızla gelişmektedir.
Ne sadece buzulların erimesi ne de bir rüzgâr tribünü meselesidir.
Sınıf, statü, çalışma hayatı, emeklilik, sağlık ve eğitim alanlarında
Her gün bir başka taş yerinden oynuyor.
Haliyle, bireylerin mensubu oldukları milletle,
Ve aynı şekilde yurttaşı oldukları devletle de ilişkileri değişiyor.
Uzun yıllar boyunca,
Küreselleşme başlığı altında,
Milletlerin ve milli devletlerin miadını doldurduğu “müjdelendi”.
Bugünse, aynı coğrafyalardan, yani “ABD ve Avrupa ülkelerinden”
Milliyetçiliğin yükselişine dair tespit ve değerlendirme yazıları okuyoruz.
“Evrensel değerler” diye çıktıkları yolda,
Milli kültür, dil ve eğitim unsurlarının uğradığı erozyon,
Kitlesel ve kontrolsüz göçün ağırlığıyla birleşince,
Avrupa milletleri de yeniden milli kimliklerini arıyorlar.
Devletin yerine, sadece serbest piyasanın,
Bireysel ve profesyonel ilişkileri düzenleyebileceği,
Neoliberal programların hakimiyeti dönemi de son buldu.
Özellikle Kovid Pandemisi,
Devletin önemini ve hayatiyetini tüm coğrafyalarda bir kere daha gösterdi.
Bugün otoriter yönetimlerin yükselişi diye tabir edilen,
Demokrasiye, hukuk devletine, kurallara bağlılıkların aşındığı,
Dünya çapındaki gergin bir dönemin içindeyken,
İlkleri ve yaşadığımız tecrübeleri,
Konjonktürel etkilerin altında değerlendirmek kolaycılığına düşmemeliyiz.
Yaşadığımız dönemde bu hataya düşenlerin halini kaygıyla izliyoruz.
Bugün iktidarda olan ve “konjonktürel” reflekslerle hareket edenler,
“Allah korusun” o uzun ve gerilimli soğuk savaş yıllarında Türkiye’yi yönetselerdi,
Kars, Ardahan ve Iğdır gibi illerimiz, bir pazarlıkçılığın kurbanı dahi olabilirdi.
Millet olmanın, millet kalmanın
Üniter bir Cumhuriyete sahip olmanın kıymetini bilenler olarak bir aradayız.
Sahip olduğumuz ortak kültürel değerlerin
Ve bu değerlerin yüzyılların tecrübelerinden damıtılarak gelen Türklüğün,
Bugün içine düşürüldüğü halden ise,
Menfi katkımız yoksa da hep birlikte sorumluyuz.
Bizler, şuur ve görev bağını hiçbir zaman ayıramayız.
Bu sorumluluk çerçevesinde de,
Yaşadığımız asrın devamında,
Nasıl bir Türkiye’de yaşamayı hayal ettiğimizi,
Yani ülkülerimizi ve ilkelerimizi,
Dille olduğu kadar, fikirle;
Fikirle olduğu kadar, işle ve eylemle de ortaya koymak mecburiyetindeyiz.
Yaşadığımız sosyal medya ve yapay zekâ çağında,
İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bu iletişim atmosferinde,
Görünür ve görünmez propagandalara karşı koyamayız.
Vatanı ve vatan sevgisini
Sadece Türk Devletinin sınırlarından ve karakollarından ibaret görüp,
Akbelen’de, Küre’de, Giresun’da, Ordu’da
Altıyla, üstüyle; taşıyla, suyuyla yağmalanan topraklarımızı koruyamayız.
Demokrasinin, insan haklarının, geride bıraktığımız 1 Mayıs’ın,
Yani insanın ve onun emeğinin, alın terinin değerini,
En önemlisi ise Cumhuriyet’in ve yurttaşlığın kıymetini
Sadece batı değerleriymiş gibi algılar,
İnsanımıza yaşatılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı,
Kendimizi iktidarın çizdiği sınırlarda buluruz:
Güçlüyken, her türlü milliyetçiliği ayakları altında çiğneyip,
Zayıfken her türlü milliyetçilik ile hareket edip,
Muhtaçken, milleti ve milliyeti değil
Terörü ve teröristi kutsayan bir iktidar ve ittifak anlayışı içinde oluruz.
Bugün bir Türk Milliyetçisine düşen
En temel görev ve sorumluluk,
Türk insanının nasıl daha mutlu, sağlıklı ve huzurlu yaşayacağına kafa yormaktır.
Buna somut, işe yarar ve pratik çözümler sunmaktır.
Siyasetini de bu amaçla yürütmektir.
Hürriyetle güvenliği nasıl dengede tutacağını bilmektir.
Dilini, kültürünü yeni çağa taşımak,
Bunu yaparken millet şuurunu koruyabilmektir.
Ormanında kesilen ağacı da fabrikasında yenilen hakkı da,
Bir sancağı yere düşürmemek refleksiyle koruyabilmektir.
Teröristle müzakere edenlerce yönetiliyor olmanın azabı,
Tek adam sistemiyle solan hürriyetimizin ve istiklalimizin ağırlığı,
İhalelerle yok edilen vatan topraklarının acısı;
Öfke yerine akla, dirayete ve inanca dönüşecektir.
Türk evladı olmanın tarihi vasfı,
Yerini, mecrasını bulabilecektir.
Türk’ü sorun yapanlar kaybedecek,
Türk’le sorunu olanlar mutlaka yenilecek,
Türk mutlu olabilecektir.
3 Mayıs’ta üç sebeple bir aradayız dedim,
Üçüncüsünü ise şimdi söylüyorum:
Her daim, her vesileyle, her platformda bir araya gelmek zorundayız.
Dinlemek, konuşmak ve kucaklaşmak zorundayız.
Türk Milletini bir araya getirebilmek için,
Türk Milletini, Türk Milliyetçileri olarak yönetebilmek için,
Türk Milliyetçilerinin akıl ve vicdan birliği içerisinde hareket etmesini
Temin etmek zorundayız.
Duygularımızın, düşüncelerimizin, sözlerimizin ulaştığı
Uzaklarda bir yerlerde, türküler çığırılan her neresi varsa,
Türk Milletinin o her bir ocağına tekrar selam olsun.
“Taş değiliz ki kırılalım
Tunç değiliz ki eriyelim
Türk’üz ve ebediyiz.”
Türkçülük Günümüz, bayramımız kutla dolsun ve kutlu olsun.
Tanrı Türk’ü korusun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
