“Bayrak Açıyorum” mitinglerimizin üçüncüsünü, Aksarayda binlerce vatandaşımızın katılımıyla gerçekleştirdik.
“Suç işliyorsunuz beyler!”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü elebaşı abdullah öcalan için İmralı’da villa yapıldığı yönündeki gelişmelere tepki göstererek “Kanunları çiğniyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni katilin kölesi haline getirmeye çalışıyorsunuz. Biz ‘ihanetin zaman aşımı yoktur’ deyince de hop oturup, hop kalkıyorsunuz. İstediğinizi hücrede, dilediğinizi de villada yatırma yetkisini kimden alıyorsunuz? Bu cani için özel bir kanun çıkarttınız da bizim mi haberimiz yok? Suç işliyorsunuz beyler, suç işliyorsunuz!” dedi.
“Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısından rahatsız olan DEM Partili Sırrı Sakık’a yüklenen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “50 yıldır silemediniz o yazıları! Şimdi hangi cesaretle konuşuyorsunuz?” ifadelerini kullandı.
Hükümet istifa sloganları üzerine elindeki oy zarfını gösteren Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Merak etmeyin Abbas yolcudur” şeklinde konuştu.
Ekonomiye dair değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’deki krizin tek sebebi Recep Tayyip Erdoğan’dır” diye ekledi.
“Dış politikada başarı naraları yükseldikçe her zaman cebimi yokluyorum” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Acaba şimdi neyimi çaldılar diye endişe ediyorum. Ne zaman başarı naraları atıyorlarsa bilin ki cebinizden bir şeyler eksilmiştir.” diye ekledi.GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NUN KONUŞMASININ TAMAMI:BÜYÜK TÜRK MİLLETİ!
KIYMETLİ AKSARAYLILAR!
Tandoğan’dan Balıkesir’e,
Balıkesir’den Aksaray’a,
Bu memleketin derdini kendi derdi bilen bütün vatan evlatlarına
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Gazilik ünvanını verdiği gün.
Gözünü budaktan esirgemeyen gazilerimizin
19 Eylül Gaziler Günü’nü kutluyor,
Sevdaları ve kahramanlıkları önünde saygıyla eğiliyorum.
Tüm şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.
Somuncu Baba’nın hatırasını taşıyan,
Yunus’un, Tapduk Emre’nin sesinin hâlâ işitildiği bu kadim şehirden;
Ekmeğini taştan, topraktan çıkaran çiftçimize,
Direksiyon başında ömür tüketen kamyoncumuza, tırcımıza,
Sanayide çalışan işçimize,
Esnafımıza, emeklimize, gencimize
Ve yine Yunus’un sözüyle;
“Bizi bilmeyen ne bilsin,
Bilenlere selam olsun!”
Hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Tandoğan’da bayrak açtık.
Balıkesir’de o sancağı Kuvâ-yi Milliye’nin meydanına taşıdık.
Bugün Aksaray’dayız…
Çünkü sözümüz bitmedi.
Çünkü derdimiz bitmedi.
Çünkü ihanet süreci bitmedi.
İhaneti parçalayana,
Gafleti mağlup edene,
Bu millete, kendi kudretini yeniden hatırlatana kadar durmayacağız!
BİLİNSİN Kİ TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ VE ÖKSÜZ DEĞİLDİR!
Haydi kaldırın bayrakları!
Az da değiliz, yalnız da değiliz.
Kimse milletimize “Sen artık karışma, biz senin adına karar veririz.” demeye kalkmasın.
Çünkü Cumhuriyet sarayların değil,
Türk Milleti burada!
Bu güzel toplantıyı organize eden
Dava arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür ediyorum.
Aksaray İl Başkanımız Sercan Belgemen başta olmak üzere
Sakarya Milletvekilimiz Turan Yaldır’a
Terini sahaya akıtarak
Bu güzel toplantının düzenlenmesine katkı sağlayan herkese
Huzurunuzda şükranlarımı arz ediyorum.
Anadolu’yu karış karış geziyoruz
Ve gittiğimiz her yerde verdiğimiz sözü tutmaya gayret sarf ediyoruz.
Türkiye’nin başına bu belayı tebelleş edenleri
Milletimize şikâyet edeceğimi söylemiştim
Anadolu’yu dolaşıyorum,
Bu ihanet projesini milletimizle paylaşmaya gayret sarf ediyorum.
İşte bugün, bu meydanda ihanetten bahsediyoruz.
Fakat sanılmasın ki bu ihanet, yalnızca bebek katili Öcalan’ın elini sıkmakla başlamıştır.
Sanılmasın ki mesele yalnızca bir kanundur.
Bu millete yapılan asıl kötülük, senelerdir onu yalanlarla oyalamak,
Propaganda altında boğmak, hakikatle bağını koparmaktır.
İnsanların zihnini, aklını, duygusunu kuşatmaktır.
Öyle bir düzen kurdular ki
Olanı yok, olmayanı var ilan ediyorlar.
Zam oluyor, adına güncelleme diyorlar.
Zulüm oluyor, adına istikrar diyorlar.
Başarısızlığa strateji,
Teslimiyete, devlet aklı diyorlar.
Terör örgütünün elebaşına yol açıyorlar, adına kardeşlik diyorlar.
Bu kadar yalanla yaşanmaz!
Bir millet yıllarca yalanla yönetilemez.
Bunlar bizim yalnızca paramıza, malımıza değil
Aynı zamanda hakikatimize göz diktiler.
Hakikatimize, hafızamıza,
Haysiyetimize göz diktiler.
Bin yıldır ilmek ilmek örülen,
Uğruna kan verilen, can verilen,
Alın teriyle sulanan,
Nice kahramanlıkla elde edilmiş vatan,
Bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Kimlik pazarı kurulmuş, etnik ve mezhep temelli talepler ortalığa saçılmıştır.
Kutsal değerler olarak gördüğümüz, tartışılmasına asla müsaade etmeyeceğimiz,
Vatanın bölünmez bütünlüğü, devletin kurucu felsefesi, milli ve üniter yapımız ve milli kimliğimiz,
Eşkıyalıkla itibar ticareti yapanların,
Döktüğü kanı demokrasi diye satanların,
Cumhuriyetimize, 100 yıllık reklam arası diyenlerle,
100 yıllık zulüm diyenlerin hedefi haline getirilmiştir.
Dostluk adı altında, Kerkük bırakılmış, Urmiye unutulmuş,
Halep’te, Suluk’ta soydaşlarımız dayatmalara karşı yalnız bırakılmıştır.
Barış adı altında, eli kanlı teröristler kürsülerde konuşturulmuş, omuzlarda gezdirilmiştir.
Açılım bahanesi ile yaşanan bu rezalet,
Mankurtların ihaneti ile başlamıştır.
Baba ocağını işgal edenler, “Yalancı oğlu Yaltacuk’ın kopyası haline gelmiştir.
“Özü eğri olan, yola zarardır.”
Bunların özü de yolu da zarardır!
Katil sürüsü PKK ile kucaklaşılmış, el ele tutuşulmuştur.
Şehitlerin yattığı yer incitilmiştir.
Gazilerin yarasına tuz basılmıştır.
Kardeşçe yaşayan Türk Milleti’ne,
Barış ve kardeşlik adı altında, en büyük kalleşlik yapılmaktadır.
100 yıl sonra Anadolu, bir kez daha devletsiz bırakılmak istenmektedir.
Öfkemizi biriktirenlere, sabrımızı sınayanlara Aksaray’dan sesleniyorum;
Yerde toprak, üstte mavi gök şahit ki,
Hepsinden önemlisi yüce Allah şahit ki,
Türk Milleti’ni vatansız bırakmaya kalkanı, vatanın mübarek toprağında boğarız!
Türk Milleti’ni yıkmak, parçalamak ve zayıf düşürmek isteyenler sözlerimi iyi işitsin.
Gökbayraktan Albayrağa,
Sancağımız nasıl milletin ruhuna işleyen bir kıvılcım olmuşsa,
Bu toprağın çocuklarının yürekleri, aynı kıvılcımla yanmaya hazırdır.
İşte o ateş bugün Aksaray’da yanıyor.
Vatan için, sınır boylarında gözünü kırpmayan yiğitlerin iradesi,
Bugün Aksaray’da, bu meydandadır.
Eli kanlı PKK çeteleriyle kucaklaşanlar,
Anadolu’nun tertemiz vicdanlarını kanatanlar, sözümü iyi işitin.
Bu yurt, baştan başa şehitler ve gaziler diyarıdır!
Bu vatan, bir boydan bir boya kahramanlar otağıdır!
Ne ihanetin propagandası ne Bizans artıklarının sinsi oyunları,
Ne de vatan hainlerinin fitneleri bu sarp yalçınlığı deviremez.
Türk Milleti’ni duymaz, söylemez ve görmez zannedenler,
Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz;
Türk Milleti ve Türk devleti iktidardaki işbirlikçi zihniyetten ibaret değildir.
Eeey Türk’e kefen biçmeye hazırlananlar,
Bu iktidarın zafiyeti sizi cesaretlendirmesin.
Kulağımıza okunan ezanın da,
Bilge Kağan’ın Orhun’dan kulağımıza üflediği
“Üste gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe,
Senin ilini töreni kim bozabilir?” şiarının da yankısı devam ediyor.
Bu ruh ve şiarla, Talas’ta,
Dandanakan’da, Miryakefalon’da,
Silistre ve Çanakkale’de,
Sakarya ve Dumlupınar’da
Türk Milleti’ni çaresiz sananları
Nasıl ezip, alçak planlarını bozduysak
Bugün de aynı görevi kararlılıkla yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
Tarihin her anında, yurdun her köşesinde gösterdiğimiz kararlılığı
bir kez daha haykırıyoruz:
Türkiye’yi Türksüzleştirmeyeceğiz!
Türk vatanını böldürmeyeceğiz!
Cumhuriyeti yıktırmayacağız!
Bunların Türk Milleti’nin Cumhuriyetiyle hesabı bitmiyor.
Her yeni gün yeni rezaletlere uyanıyoruz.
Utanmazlar ittifakı, şimdi de İmralı’da inşaat yapıyormuş.
Bahçesi kaç metreymiş?
Kaç oda kaç salonmuş,
Alay eder gibi millete bunu konuşturuyorlar.
Ben size söyleyeyim:
Milletin derdi metrekaresi değil!
Millet şunu soruyor:
Yahu siz ne yapıyorsunuz?
Dün bu memleketin çocuklarının katili dediğiniz adamı bugün nereye hazırlıyorsunuz?
Bu milletin gazisi hakkını almak için park köşelerinde bekleyecek;
Elini, kolunu, gözünü, ömrünü
vatan müdafaasında bırakmış insanlarımız hâlâ hak mücadelesi verecek;
Ama eli kanlı bir terör örgütünün elebaşına statü konuşacaksınız öyle mi?
Ömür boyu hapse mahkûm bir hükümlüye ev yapacaksınız öyle mi?
Aynı günlerde biz, Meclis’te er ve gazilerimizin verilmeyen haklarının yanında olduk.
Katile gösterdiği ihtimamla değil,
Kendisi için canını ortaya koyan evladına gösterdiği vefayla devlettir.
Türkiye’yi yönettiğini zannedenler, size sesleniyorum:
Zehirle aş kaynatıyorsunuz.
Kamu haklarından menedilmiş bir terör hükümlüsüne,
Devlet katında makam arıyor ve hatta bahşediyorsunuz.
Kanunun amir hükmüne rağmen, cezanın infazına cezaevi yerine,
İster konut ister villa ister yerleşke adına ne derseniz deyin,
Özel bir alan tahsis ediyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni katilin kölesi haline getirmeye çalışıyorsunuz.
Biz, “ihanetin zaman aşımı yoktur” deyince de hop oturup, hop kalkıyorsunuz.
İstediğinizi hücrede, dilediğinizi de villada yatırma yetkisini kimden alıyorsunuz?
Bu cani için özel bir kanun çıkarttınız da bizim mi haberimiz yok.
Suç işliyorsunuz beyler, suç işliyorsunuz!
Bunun hesabını sormak boynumuzun borcu olsun.
“Zehr ile pişen aşı yemeğe kim gelir?”
Üzerine istediğiniz kadar “barış” yazın.
İstediğiniz kadar “kardeşlik” yazın.
Zehirle pişen aşın tadı değişmez.
Bu devletin şanlı ordusunun, güvenlik gücünün
Sahada kazandığını masada kaybettirmeyin.
Bu millet şehitlerini boşuna toprağa vermedi.
Gazilerimiz gözlerini, uzuvlarını, ömürlerini boşuna kaybetmedi.
O bedeli ödeteceğinize,
Milletimize ve devletimize bedel ödetmeye kalkmayın.
İktidar sahipleri böylesine pervasız davranıp,
Böylesine pervasız konuşunca,
İhanet gemi azıya alıyor.
İşte bakın, birileri de çıkmış,
Dağlardaki yazılardan rahatsızım diyor.
Ne yazıyor o dağlarda?
“Ne mutlu Türküm diyene” yazıyor.
“Her şey vatan için” yazıyor.
“Türk, öğün, çalış, güven” yazıyor.
Zikredip de adını büyütmeyeceğim.
Zaten mesele bir kişinin densizliği de değildir.
Mesele, bu cüreti nereden bulduklarıdır.
Elli yıldır silemediniz.
Şimdi hangi cesaretle konuşuyorsunuz?
O dağlardaki yazılar kireçle değil yürekle yazıldı.
O sözleri meydana getiren taşlar,
Tarihten süzülüp gelen mücevherattır.
Ve Cumhuriyet her şeyden önce,
Senin kul, tebaa, maraba olmama hakkındır!
Hiç kimsenin kulu olmamaktır.
Bir feodalin tebaası olmamaktır.
Bir siyasi partinin kapısında evladına iş istemek için ağız eğmemektir.
Bir bürokratın, bir il başkanının,
Bir ilçe başkanının peşinde dolaşmamak demektir.
Kul hakkını çekirdek gibi çitleyip, kabuklarını yüzümüze atıyorlar.
De ki dağdaki yazıyı sildiniz.
Büyük Türk Milleti’nin ruhundan ve yüreğinden nasıl sökeceksiniz?
Bu ihanete karşı çıkınca,
Hakkı hakikati söyleyince de etmedik laf bırakmıyorlar.
Onlar konuşacak, biz susacağız, öyle mi?
Esas mesele işte burada başlıyor.
Bir taraftan teröristlerin siyasallaşmasının önünü açıyorlar.
Terörist başına statü arıyorlar.
Diğer taraftan bu ülkenin namuslu vatandaşına karışma diyorlar.
Sen oyunu ver, gerisine karışma…
Ben de buradan size soruyorum;
Devlet elden gidiyor,
Karışmayacak mısınız?
İhanete ödül veriliyor,
Konuşmayacak mısınız?
Kardeşlik hukukumuz zedeleniyor,
Razı olacak mısınız?
Elbette karışacağız.
Elbette konuşacağız.
Elbette razı olmayacağız.
İşi öyle bir noktaya vardırıyorlar ki,
Mümkünse verdiğin oyun sonucuna bile karışma!
İstedikleri düzen budur.
Seçimsiz bir seçim sistemi.
Adı demokrasi olacak,
Ama iktidarı değiştiremeyeceksin.
Ama milletin dediğini yapmayacak.
Ama sonuç hoşlarına gitmezse yargı devreye girecek.
Adı milletvekili olacak,
Ama senin verdiğin oyu, namus gibi taşıması gerekirken,
Rozeti alıp başka kapıya götürecek.
Adı Cumhuriyet olacak,
Ama tepende ömür boyu bir kişinin iktidarı tartışılacak.
Bütün taşlar aynı yola döşeniyor.
Muhalefeti ekarte etmek için zamanı önceden planlanmış
Birtakım operasyonlar tasarlanıyor.
Siyaseti ve Meclis’i daha da itibarsızlaştıran rozet transferleri yaşanıyor.
Süreç adı altında yürütülen pazarlıklar görülüyor.
Milletin oyuna rağmen kurgulanmış hesaplar yaşama geçirilmek isteniyor.
Gidilen yer bellidir:
Türkiye hızla tek adamlığın pençesine sürükleniyor.
Seçme hürriyetimiz giderse,
Değiştirme kudretimiz giderse,
İtiraz hakkımız giderse,
“Elinizden alınmadan sıkıca tutun.” diyorum.
Meclis’in hâli ortada.
Ama mesele Meclis’in binası değildir.
Mesele, o Meclis’te kimin çoğunluk olacağıdır.
Türk Milleti’nin şerefli ve namuslu evlatlarını temsil edenler mi,
Yoksa vatana ihaneti siyaset hâline getirenler,
Ruhu da oyu da fikri de satılık rozet tacirleri mi?
Kim çoğunlukta olacak?
Bu meydandaki cesur insanlar olmalıdır o Meclis’te.
Bu meydandaki kadınlar,
Alnının teriyle yaşayan namuslu insanlar…
Köhne zihinlerin yaldızlı sarayının değil,
Bu şerefli milletin vakur Meclisi’nin gücü yükselir.
İşte o zaman, egemenliğe zincir vuramazlar.
İşte o zaman, göz göre göre borsada paranı batıramazlar.
Balığı baştan kokutmadan müdahale edersin.
İşte o zaman vatan müdafaasında elini, bacağını, gözünü,
Ömrünü feda etmiş kardeşlerimiz hakları için park köşelerine terkedilmez.
İşte o zaman boynu zilli, tasmalı mankurtlar
Sana devlet, millet, milliyetçilik dersi veremezler.
İşte o zaman eli kanlı katillere statü verelim,
Teröristleri affedip, siyaset yaptıralım diyenlere
Akıl hastanesinin yolunu gösterirsin.
İşte o zaman Apo denen meczuba villa yapmaya kalkanları,
Aynı adaya ihanet suçundan gönderebilirsin.
İşte o zaman verdiğin oylara yargı operasyonuyla el koyamazlar.
İşte o zaman oy verdiğin siyasetçi seni de,
Namus olan oyunu da çiğneyip başka partiye geçemez.
İşte o zaman bu memlekette iktidarı değiştirmenin;
Makamını şerefinden üstün tutanlardan birini indirip,
Ötekini yükseltmek olmadığını gösterirsin.
Ve işte o zaman Anadolu,
Hilal deyip Haçlı gibi yürüyenlerden,
Bizans entrikalarından,
Bu topraklara Yunan’dan daha yabancı,
İngiliz, Fransız çizmesinden daha zalim işbirlikçilerden kurtulur.
Sana unutturulanı hatırlatmaya geldim.
Herkes kendine bir güç atfediyor.
“Asıl güç millettir” demeye geldim.
Yalnız olmadığını göstermeye geldim.
Tandoğan’da da bunu söyledik.
Balıkesir’de de bunu söyledik.
Şimdi Aksaray’da bir kez daha söylüyorum:
Bakmayın ellerindeki yetkiyle caka satmalarına,
EN BÜYÜK GÜÇ MİLLETTİR!
Bu meydanların sebebi budur.
Ben size akıl vermeye gelmedim.
“Kendi gücünüzü unutmayın” demeye geldim.
Çünkü en çok bundan korkuyorlar.
Milletin kendi kudretini hatırlamasından korkuyorlar.
Bunlar iktidarı kendilerinin aldığı,
İstedikleri zaman da kendilerinin vereceği bir şey zannediyorlar.
İktidarı veren de millettir,
Alacak olan da millettir.
Her gücü eline alan buyuruyor.
“Ben yaparım.” diyor.
Yalnızlık da ona mahsus.
“Siz yapacaksınız” diyorum.
“Sizden başka yapacak yok” diyorum!
Bakın elimdeki zarfa bakın.
O sandık gelecek, mühür vurulacak ve bu zarflar o sandığa girecek.
Bu zarfa iradeni koyacak,
Raconu sen keseceksin.
Bugünkü iktidarı getirmesini bilen millet,
Götürmesini de bilir.
Türkiye buna hazırdır, Türkiye bu iradeye sahiptir.
Her şey senin elinde.
Söz de karar da yetki de sende.
Bitmez sandıkları iktidarın gücüyle caka satanlara bakmayın.
Senin tek bir sözün,
Tek bir mührün o gücü de,
O cakayı da tarihin tozlu raflarına gönderir.
Bunların karanlık oyunlarından gına geldi.
Yetti artık, yeter artık.
Bu muhteşem Selçuklu coğrafyası,
Ata yadigârı hanlardan daha fazlasını hak etmiyor mu?
Bir kamyon fabrikasından daha fazlasını hak etmiyor mu?
Bu topraklar ekilmeyi,
Ekilenin de karşılığını almayı beklemiyor mu?
Buğdayını ekiyorsun.
Pancarını ekiyorsun.
Hayvanını besliyorsun.
Sanayide çalışıyorsun.
Direksiyon başına geçip Türkiye’nin yükünü taşıyorsun.
Kamyonunla, tırınla memleketi birbirine bağlıyorsun.
Peki üreten niye kazanamıyor?
Çiftçi niye toprağından vazgeçiyor?
Üretici ucuza satarken vatandaş neden pahalıya yiyor?
İşçisi, memuru, kadını-erkeği, sanayicisi iş dünyası bin bir dertle boğuşurken,
Sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi,
Havaya bakıp ıslık çalıyorlar.
Sonra da göstermelik operasyonlarla göz boyamaya kalkıyorlar.
Bazen tavukçulara, bazen marketlere,
Bazen manavlara bazen de
Sebze-meyve piyasasına operasyon yapıyorlar.
Bu düzeni kim kurdu?
Yirmi beş yıldır ülkeyi kim yönetiyor?
Her bozukluğun sonunda polis çağırıp,
Kendi kurduğunuz düzenin günahını üç beş kişiye yıkarak devlet yönetilmez.
Resmi dolandırıcılık şebekelerinin,
Milyonlarca insanımızın sırtından arakladığı paraları,
Kamu bankaları aracılığıyla milletin sırtına yıkarak devlet yönetilmez.
“Ya tuz kokarsa?” demişler.
Devlet çürük başlar değil, kokmayan tuz demektir!
Yedi milyona yakın küçük yatırımcı.
Evladının geleceğini,
Üç kuruş birikimini,
Yılların emeğini yatırmış.
Manipülatif fonlar kurmuş.
Birbirinin üzerine bindirilen kâğıtlardan servetler yaratmış.
Hesap küçük yatırımcıya kalıyor.
Fatura milletin hazinesine yazılıyor.
Tam bir saadet zinciri.
Tam bir Ponzi düzeni.
Tam bir sazan sarmalı.
Yedi milyona yakın vatandaşı soyan bir tuzak!
Meclis’te defalarca önerge verdik.
Araştırılmasını, soruşturulmasını istedik.
Havaya kalkan elleriyle reddettiler.
İşte Meclis, gerçekten milletin Meclisi olduğunda,
Göz göre göre paranı batıramazlar.
Bir de “Ailem Güvende” operasyonları yapıyorlar.
Keşke ailelerimiz güvende olsa!
Keşke aile değerlerimiz güvende olsa!
Yirmi beş senede aile mi bıraktılar?
Çocuklarımızın, gençlerimizin etrafını bunlarla çevirdiler.
Gidebilen yurtdışına gitti.
Kalan genç aile kuramıyor.
Sonra çıkıp aile diyorsunuz.
Nüfusumuz artmıyor diyorsunuz.
Aile, bar-pavyon operasyonuyla korunmaz.
Nüfus boş propagandayla artmaz.
Evladının yarınından korkmadığı memlekette korunur.
Genç iş bulabiliyorsa korunur.
Emeğin karşılığı alınabilirse korunur.
Uyuşturucu satıcısı okul kapısına yaklaşamıyorsa korunur.
Üçkağıtçılar, haydutlar, katiller ve müptezellere
Büyük adam muamelesi yapılmıyorsa aile korunur.
Bozuk düzenin, çürük düzenin içinden aile dirliği çıkmaz.
Bu memleket neler gördü.
Sizin sayenizde “Önüne yatarım” diyen bakanlar mı görmedi.
Yolsuzların, hırsızların, uğursuzların saray kapısında fotoğraf çekmesini mi görmedi.
Bu memleketin başına ne geldiyse, 25 senedir siz getirdiniz.
Şimdi, getirdiğiniz kötülüklerin bir kısmını temizliyoruz diyerek
Vebalden kurtulamazsınız.
Zamanı gelince sizi silip götürecek!
İşte geçen hafta yeni eğitim öğretim yılı başladı.
Türk tarihini tahrifattan sorumlu bakan kostümlü zata göre,
PISA sonuçları, eğitimde başarının göstergesiymiş.
Bir bataklıkta bir çiçek yeşermeye görsün!
Çamur kendini çiçekten zannedermiş!
Ben buradan cefakâr öğretmenlerimizi
Ve çalışkan evlatlarımızı kutluyorum.
Türk Milleti Zekidir, Çalışkandır sözü boşa söylenmedi.
Sorun o değil zaten.
Sorun, veli yine fakir ve endişeli.
Öğrenci yine aç ve endişeli.
Öğretmen yine güvencesiz, parasızdır.
Bunlardan bahseden yok!
Evlatlarımızda yetenek var.
Eksiklik çocukta değil.
O çocuğa memleketinde insanca yaşayacağı
Düzeni kuramayan siyasettedir.
Dilerim ki o pırıl pırıl, başarılı, potansiyelli gençlerimiz
Emeğinin karşılığını alır.
Kendi ülkesinden kaçmayı kurtuluş zannetmez.
Bizim mücadelemiz işte tam da bunun içindir.
Mutlu bir Türkiye mümkündür.
Çünkü Türkiye zengin bir ülke,
Türk Milleti de örfü, ananeyi, yanlışı ve doğruyu bilen bir millettir.
Bütün mesele, idare edenlerin tercihidir.
Beton tüccarlarına, borsa kolpacılarına,
Faiz çetelerine akıtılan milyarlar,
Milletin cebine girse sorun kalmayacak.
Ama milleti unutan bu iktidar,
Her kuruş, bezirganın cebine insin istiyor.
İşte biz bu eğri düzeni değiştirmek için varız.
Hangi sözde televizyon veya gazetede
Hangi garabet, başarı diye pazarlanırsa pazarlansın.
Çarşıda pazarda sen ben dolaşıyoruz.
Tam dokuz senedir ekonomi bu hâlde.
Dokuz senedir başın eğik geziyorsun.
O boynu haksızlık eğdiriyor.
Hangi zamanda, hangi iktidar döneminde
Bir kriz 9 sene sürdü?
Yaşı yetenler söylesin.
O günleri yaşayanlar gençlere anlatsın.
Türkiye aylar içinde yaralarını sardı.
Bunların krizi bitmek bilmiyor.
Kaç sene sürdü bunların krizi?
Bölgede savaş varmış, o yüzden enflasyon düşmüyormuş!
Eski Türkiye diyerek
Lekelemeye kalktıkları zamanları ben hatırlatayım.
Sekiz sene İran’la Irak savaştı.
Ardından Sovyetler dağıldı.
Ardından Körfez Savaşı oldu.
Sonra Irak işgal edildi.
Çeçenistan oldu, Bosna oldu, Afganistan oldu.
Bu bölgede savaş ne zaman bitti?
Ama sebep olduğu krizler bitti.
Türkiye ise şimdi krizi bitiremiyor.
Türkiye’deki krizin sebebi ne savaşlardır ne de programlar.
Türkiye’deki krizin bir tek sebebi vardır:
O da Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“Her bildiğini söyleme, ama her söylediğini bil.” diye
Ben bildiğimi söylüyorum.
İktidarda kalabilmek uğruna
Yapacakları her türlü hilebazlığa, fesatlığa, yılanlığa
İhanete, milletin ses çıkaracak hâli kalmasın istiyorlar.
İstedikleri insan tipi budur.
Türk Milleti’nin başı dik fertleri değil,
Taşeronluk yaptıkları muhayyel sömürge idaresinin
Kölesi ol istiyorlar.
İçinden geçiriyorsun ve bazen,
“Elimdekinden de olur muyum?” diyorsun.
Elinde avucunda bir şey bırakmadılar ki zaten.
Üç kuruş maaşa talim ederken,
Atadan kalma bir karış toprağınla idare ederken,
Hizmet diye açtıkları otobanı özelleştirecekler.
Kendi memleketinin yolundan geçmeye cebinde para mı bıraktılar?
En ufak bir mesele için,
Kendi hakkın olanı almak,
Evladın yahut sağlığın için,
İktidarın il başkanının, ilçe başkanının peşinden koşmaya mahkum kal istiyorlar.
Hemşehrin olan bir böyük bürokratın peşinden koş istiyorlar.
İşin olsun diye ağız eğ istiyorlar.
Oyalayıp duruyorlar.
Göle maya çal, onunla oyalan istiyorlar.
Büyük milletim, unutma, senin büyük bir hazinen var.
25 senedir vurup vurup yıkamadıkları,
Saldıra saldıra bitiremedikleri, Cumhuriyetin var!
Sen kimsenin kapısında el pençe divan durma diye var.
Senin çocuğun, falancanın çocuğundan daha değersiz olmasın diye var.
Senin oyun, falancanın servetinden daha kıymetli olsun diye var.
Bunlar da bu sebeple düşmandır bu Cumhuriyete.
Senin olanı senden esirgemek,
Hakkın olandan azını verirken,
Kendilerini övdürmek için düşmanlar.
Çünkü Cumhuriyet varsa,
Vatandaşına hesap vermek zorunda olan bir siyaset varsa,
Siyasetten hesap soramıyorsan,
O siyaset değil, zorbalıktır.
Bir iktidarı eleştiremiyorsan,
O iktidar değil, istibdattır.
Hiçbir isteğini yaptıramıyorsan,
Hiçbir hakkını alamıyorsan,
Türk’ün millî iradesi tutsaktır.
Şunu aklınızdan çıkarmayın!
Makam, adamı büyük yapmaz!
Saray, adamı devlet yapmaz!
MAKAM DEDİĞİN EMANETTİR.
DEVLET DEDİĞİN DE MİLLETİNDİR.
Savaş tamtamları çalıyorlar,
İç cephe kuralım! Peki.
Peki bir olalım, beraber olalım.
Devletimizin bekasını beraber savunalım.
Bugüne kadar ne yaptın?
Yirmi beş senedir iktidardasın.
Bunun 24 senesinde her türlü ticareti yaptın.
Petrol, çelik, ilaç, askerî malzeme…
Şimdi mi aklına geldi?
Ne oldu kandırıldın mı?
Suriye’de 15 sene iç savaş sürdü,
İlk günden Türkiye’yi içine soktun.
7 kere de gelmesini bilen Demirel’in
Toplam başbakanlık süresi 10 buçuk sene.
Sen, 15 sene kaldın o bataklıkta.
Rahmetli Demirel’in diliyle sorayım;
Ne oldu GANDIRILDIN MI?
Burnumuzun dibinde PKK’nın kollarını silahlandırdılar, eğittiler.
İsrail istediği zemini buldu, yerleşti.
Buna başarı değil, batık maliyet yanılgısı derler.
15 sene, 20 sene aynı batağa saplanıp kalmanın nesi başarı?
Ne oldu kandırıldın mı?
Uçak yapıyoruz diyorsun.
Çok güzel, yapın. En iyisini yapın.
İyi ama, yerli uçak göklerde demenin üzerinden
Ne oldu, kandırıldın mı?
Rus’tan füze aldın, kullanamadın.
F-35 projesinden atıldın.
Eksiğimiz var diye kabul ettin.
Savaş çıkabilir dedin,
İngiltere’yle anlaşma yaptın.
Teslim tarihine 2030 dediler.
Ne oldu kandırıldın mı?
Yunanistan hadsizlik ediyor diyorsun.
Eder, ilk defa da etmiyor zaten.
Ne gerekiyorsa yapalım.
Batı Trakya’da Türk okulları kapanırken sessizsin?
Adalar adım adım silahlandırılırken sessizsin.
Yunan donanması burnumuzun dibine kadar gelip
Şov yaparken niye sessizsin.
Hepsi bir gecede mi oldu?
Bunları görmeyip, Ruhban Okulu’nu açmaya
Hazırlanırken de mi kandırıldın?
25 senedir nasıl tarif edeceğini bilemedi.
Belli ki kafası karışık.
Ya bu Amerika dost mu, düşman mı?
Bir gün emperyalist.
Bir gün dost, müttefik.
Ertesi gün tekrar düşman.
Elçi kılığına girmiş sömürge valisiyle
Aynı dili konuşuyor,
Çözüm sürecini de alenen beraber yönetiyorsunuz.
Şeytana dua ederek cennete gideceğinizi zannedecek kadar saf olmadığınıza göre;
Yoksa yine mi kandırılıyorsunuz?
Şangay örgütüne girelim,
Çin büyüyen güç diyorsun.
Gelip elektrikli araba fabrikası kuracaklar diye propaganda yapıyorsun.
Anlaşma imzalıyorsun, vergi muafiyeti veriyorsun.
Adam vergiden yırtıp, milyonları cebine koyup gidiyor.
Millet hazinesinden milyarlarca dolar çaldırıyorsun.
Yahu sen kandırılmaktan bıkmıyor musun?
Seni kandırmayan kalmadı.
Mısır seni kandırdı,
Suriye seni kandırdı,
Amerika seni kandırdı,
Rusya seni kandırdı,
Fethullah seni kandırdı.
Sen kandırılmaktan yorulmadın mı?
Dış politikada başarı naraları yükseldikçe,
Her zaman cebimi yoklarım,
Acaba yine neyi çalmışlar diye.
Bunlar ne zaman bir konuda başarı naraları atıyorlarsa
Bilin ki cebinizden bir şeyler eksilmiştir.
Ama emin olun sonuç değişmiyor.
Bunlar bu milleti hiç sevemediler,
Bu Cumhuriyeti hiç sevemediler ama,
Hırsızı, uğursuzu, arsızı, yalancıyı
Sevmekten vazgeçmiyorlar.
Bütün bunların sonunda size tek bir şey söylemeye geldim.
Çünkü kaybetmeye alıştıkça tükendik.
Bu milleti korkak bildiler,
Bizi, çokken az bellediler.
Yalanlarla güçten düşürdüler.
Kendi vatanında eloğlusun dediler.
Bundan daha kötü ne olabilir ki?
O yüzden yeter artık,
Bundan daha kötüsü, düşman postalıdır!
Kim gelecekse buyursun gelsin!
Er meydanında dövüşürüz.
Ama kendi vatanımızda kendi irademizden korkarak yaşayamayız.
Buna Tandoğan razı değildi!
Buna Balıkesir Kuvâ-yi Milliye Meydanı razı değildi!
Ben biliyorum ki bu meydan da buna razı değil!
Adı AK gönlü Saray bu kadim memleket,
Çakma AK-Saraya razı değil!
Türk Milleti yenildi mi?
Bileğimiz büküldü mü?
Hakkımız olanı alacak mıyız?
Evet, Türk Milleti yenilmiş bir millet değil!
Bu milletin bileği bükülebilmiş değil!
Bu millet vazgeçmiş değil!
Ve mutlaka hakkını geri alacak!
Bugün sayıları yetebilir.
Kanun çıkarabilirler.
İhaneti meşruiyete çeviremez!
Meclis’te 467 olabilirler.
Bu meydanda kaç kişiyiz?
Sayılmayız saymak ile!
Tükenmeyiz kırmak ile!
Türk Milleti de artık kendini saymalı,
Kendini, baş sananlara saydırmalıdır!
Ben de bugün buraya tam bunun için geldim.
Senin olanı sana hatırlatmaya geldim.
Sana unutturulanı hatırlatmaya geldim.
Yalnız olmadığını göstermeye geldim.
Şimdi kaldırın bayrakları!
Bir parti için açmadım.
Bir makam için açmadım.
Milletin doğru gördüğünü yapma hakkıdır.
Milletin hakkı olanı istemesidir.
Milletin hürriyetidir.
İşte ben bayrağı bu yüzden açtım!
Bu bayrağı bu yüzden diktim!
Bundan öte yol yoktur!
Ve hepsi bu sancaktadır!
Dağlar ne kadar yüksek görünürse görünsün;
Yunus’un dediği gibi:
“Dağlar nice yüksek ise,
Yol onun üstünden aşar.”
Yenilmiş bir millet değil.
Bileği bükülmüş bir millet değil.
Vazgeçmiş bir millet değil!
TÜRKİYE SAHİPSİZ DEĞİL!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ DEĞİL!
SON BULSUN TESLİMİYET!
. Tüm hakları saklıdır. – TÜRKİYE’NİN GÜVENCESİ
