Kapat

Kategoriler

  • Basın Açıklamaları
  • Genel
  • İl Programları
  • Söyleşiler
  • TBMM Grup Konuşmaları
  • Videolar
Müsavat Dervişoğlu

Müsavat Dervişoğlu
İYİ Parti Genel Başkanı

Türlü hukuksuzlukların, bitmeyen utanmazlıkların, doymak bilmeyen hırsızlıkların son bulması için; milletimizden aldığımız güçle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Müsavat Dervişoğlu Resmî Web Sitesi
  • ANA SAYFA
  • HAKKIMDA
  • İÇERİKLER
    • Basın Açıklamaları
    • Genel
    • İl Programları
    • Söyleşiler
    • TBMM Grup Konuşmaları
    • Tv Programları
    • Tüm Videolar
  • İLETİŞİM
Müsavat Dervişoğlu
Müsavat Dervişoğlu

“İhanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz”

05Ağu’26

  • TBMM Grup Konuşmaları
WhatsApp'ta Paylaş
“İhanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 5 Ağustos Çarşamba günü TBMM Grup Toplantımızda konuştu. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü elebaşı öcalan’ın kamuoyu ile paylaşılan metnine işaret ederek,

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 5 Ağustos Çarşamba günü TBMM Grup Toplantımızda konuştu.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü elebaşı öcalan’ın kamuoyu ile paylaşılan metnine işaret ederek, “Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir. Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir. Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz” dedi. İmza veren milletvekillerini yüklenen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Neyi imzaladığını bilmiyor, birisi istedi diye gözü kapalı imza atıyorsun. Bu nasıl bir teslimiyettir? Kuldan utanmadığınızı biliyorum ama Allah’tan korkmuyor musunuz?” diye sordu. “Hesap zamanı geldiğinde herkesin kulağında benim sesim çınlayacak” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “İhanetin zaman aşımı yoktur!” çıkışını hatırlattı. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz. Çözüm oyunu diye sahnelenen tiyatronun piyonu asla olmayacağız. İmralı ve Saray’ın ve de Balgat’ın ortaklaşarak Meclis’e getirmeye çalıştığı yasanın hesabını Genel Kurul’da da meydanlarda da tek tek soracağız!” diye ekledi.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının tamamı:Sayın milletvekilleri,

Değerli dava arkadaşlarım,

Muhterem hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler;

Konuştuklarımızda kendi kaygılarını ve özlemlerini bularak bizlere kulak veren,

Şerefli bir devletin, aziz bir vatanın

Onurlu fertleri olarak yaşamaktan başka bir derdi olmayan büyük Türk milletini

Aynı duygularla selamlıyorum.

Yaklaşık bir yıl dokuz aydır,

Bu menfur sürecin farklı safhalarını konuşuyoruz.

Söylenmeyeni söyledik, gizleneni gösterdik,

Milletimizden kaçırılan her adımı kayda geçirdik.

Biz bunu ilk günden,

Cumhuriyetimize yönelmiş bir kalkışma olarak tarif etmiştik.

İçeriğiyle, usulüyle ve bundan sonrası için açtığı yolla

Tanımladığımız kalkışma süreci tam olarak karşımızdadır.

Bu, Cumhuriyeti 100 yıllık reklam arası görenlerle,

100 yıllık zulüm diye tarif edenlerin ortak metnidir.

Bu nasıl bir metindir, bu metnin arkasında kim vardır?

Bütün bu hazırlıklar kimin yol göstermesiyle gerçekleştirilmiştir?

Bunları zaten süreç başladığından bu yana konuşuyoruz.

Biz, Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma diye konuya girdiğimizde,

Bizi paranoya ile itham edenler de vardı.

Şimdi size bir metin okuyacağım.

Bu metin bana ait cümlelerden oluşmuş bir metin değil.

Bu metin İmralı’daki canibaşının, ulakları marifetiyle kamuoyu ile paylaştığı metin.

Bu metinde deniyor ki;

Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir.

Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir.

Bir devletin sonunu getirip, yeni bir devletin kapısını aralayan

Bir bakış açısının sonucudur.

Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar.

Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz.

Ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz.

Bizi dinleyen pek çok vatandaşımızın içinden

“Yine söyledik, yine uyardık ama yine yapıyorlar” diye geçiyor.

Zaman zaman hissettiğiniz çaresizliği de,

Öfkenizi de görüyorum.

Bu duyguyu küçümsemiyorum.

Ancak siyaset, başkalarının yaptığı gibi,

Millete gerçekte olmayan bir kudret hikâyesi anlatmak değildir.

Siyaset, hakikati görmek ve ne kadar ağır olursa olsun

O hakikat karşısında vazifeyi terk etmemektir.

Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde

Birbirinden ayrıymış gibi görünen üç mesele bulunmaktadır.

Çocukların suça sürüklenmesine ilişkin bir düzenleme…

Günlerdir haklarını arayan gazilerimize ilişkin bir düzenleme…

Ve teröristler için hazırlanan adına “çerçeve yasa” denilen teklif…

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu hafta üç teklifi görüşecek.

Hani diyorlar ya; suça sürüklenen çocuklar.

İşi o kadar masum hale getirdiler ki;

Utanmasalar suça sürüklenen teröristlere kanun teklifi hazırlayacaklar.

Bunlar birbirinden kopuk üç dosya değildir.

Aynı yönetim anlayışının üç ayrı sonucudur.

Biri, toplumun kendi evlatlarını yetiştirme ve koruma kapasitesinin çöküşüdür.

Diğeri, millet olma ahdinin ve devletin vefa borcunun çöküşüdür.

Sonuncusu ise Meclis egemenliğinin çöküşüdür.

Milletin ihtiyaç duyduğu yerlerden çekilmiş,

Sadece iktidarın ihtiyaç gördüğü yerlere yığılmıştır.

Salgında maske lazım olduğunda geç gelmesi

Ya da hiç gelmemesi bundandır.

Bu sebepledir ki 25 yaşını kutlayan iktidar,

Evlatlarının asıl sorunlarına dönüp bakmamış,

Sokakları çetelere terk edebilmiş,

Gazisini dahi park köşelerinde eyleme mecbur bırakmıştır.

Asıl sorun, devletin önceliklerinin tersine çevrilmesidir.

10 sene boyunca toplumu kutuplaştırıp terörize etmezlerdi.

25 sene boyunca adını bile anmadıkları Uğur Mumcu’yu,

17 yıllık Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını şimdi hatırlamazlar,

Sinan Ateş cinayetini ise çoktan çözerlerdi.

Böyle daha yüzlerce olay göstermektedir ki,

Devletim diye ahkam kesen çoktur,

Ama devlet görevini sarayın tensibi dışında yerine getiren ise yoktur.

Değerli arkadaşlarım,

Sorunu tanımlayın diyoruz,

Süreç nedir diyoruz,

Terörsüz Türkiye nakaratı başlıyor.

“Sorun ve süreç artık hukuk zeminine taşınıyor” diyorlar.

Hukuk zeminine taşınan kimdir?

Kandil’in terör ağaları mı?

Yurtdışındaki narko-terör odakları mı?

Yoksa 8000 militan mı?

Peki hangi hukuk zeminine taşınacaktır bunlar?

Siyasi partilerin butlan davalarıyla terbiye edildiği;

Anayasa’nın da Anayasa Mahkemesinin de paspas edildiği zemine mi?

Milletin seçtiği belediye başkanlarının tutuklanıp cezaevlerine gönderildiği;

Muhaliflere ceza hukukunun, terör örgütüne ise imtiyaz hukukunun uygulandığı zemine mi?

Mahallerimizin çetelere,

Evlatlarımızın uyuşturucuya,

Esnafımızın haraç mafyalarına bırakıldığı zemine mi?

Suç işlemenin, temiz kalmaya tercih edilir hale geldiği,

Milletvekilinin görmediği metne imza attığı,

Milletin bilmediği yasanın siyasi muhatabının İmralı olduğu hukuk zeminine mi?

Hangi hukuk zeminidir bu?

Hukuk, devletin kimi koruduğudur.

Kime hesap sorduğudur ve kimin iradesini esas aldığıdır.

Sonunda da kime hesap verdiğidir.

Bugün tartıştığımız şey de bu sebeple bir kanun teklifi değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenlik yetkisinin kim tarafından ve kim adına kullanıldığını,

İktidarın devlet organlarını, kurumlarını, yasalarını, ayrıcalıklarını

Ne adına, nerede işlettiğidir.

Kıymetli milletvekilleri,

Geçen hafta bu kürsüden sorduk:

“Milletvekillerinin bilmediği bir metni, İmralı nasıl bilmektedir?”

Bu hafta daha vahim bir manzarayla karşı karşıyayız.

Önlerine bir kâğıt konuyor.

Neyin altına imza attıklarını bile bilmiyorlar.

Ama şu gün şu saate kadar gidip tıpış tıpış imzalıyorlar.

Sonra da kendilerine milletin vekili diyorlar.

Millet iradesini size emanet etti.

Siz, nasıl olur da o kutlu emaneti gidip başkalarına kiraya verirsiniz?

Neyi imzaladığını bilmiyor, birisi istedi diye gözü kapalı imza atıyorsun.

Bu nasıl bir teslimiyettir?

Sizi nasıl rehin aldılar?

Akıl bunun neresinde, ahlak bunun neresinde, vicdan bunun neresindedir?

Kuldan utanmadığınızı biliyorum ama Allah’tan korkmuyor musunuz?

Bir milletvekilinin imzası, şahsi onayı değildir.

Oy istediği, vaatler, sözler verdiği oyların tecellisidir.

Siz, milletin size emanet ettiği iradeyi de başkasına teslim ediyorsunuz.

Peki kime ediyorsunuz? Erdoğan’a mı?

Hayır, ona bile değil!

İmralı’ya teslim ediyorsunuz, İmralı’ya!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekillerine

Görmedikleri bir yasayı imzalatmalarının,

Neye mal olduğunuzun farkında mısınız?

Millet iradesinin tecelligahının hükümsüzlüğü üzerinde tepiniyorlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasetsizleştirmeye çalışıyorlar.

Milletvekili görmediği belgeye imza atarsa; bu millet, meclisine nasıl güvensin diye,

Görmek istedikleri rejimi kökleştirmeye çalışıyorlar.

Bunun hesabını sormak, boynumuzun borcudur.

Burada bile, Meclisin ruhuyla, cismiyle, düsturuyla kavga veriyorlar.

Bu kutlu çatı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşunun mührüdür.

Bu tezgahınızla, Anayasa’da yer bulan büyük bir toplumsal sözleşmeyi,

Aynı zamanda da milletin egemenliğini ayaklar altına alıyorsunuz.

Burası Türk milletinin meclisidir.

Siz de onların vekilisiniz.

İnsanlık tarihinde, kurtuluş savaşı vermiş tek meclisi,

Devlet kurmuş tek meclisi, bir cani istiyor diye çiğnetmeyeceğiz.

Milletimizin iradesini son ana kadar size hatırlatacak,

Kirli işbirliklerin karşısında duracağız.

O vekillere tekrar soruyorum:

Siz neye hizmet ediyorsunuz?

Neyin vebalini alıyorsunuz?

Bu konuda da mı hınk deyicilik yapacaksınız?

Hiç birinizin bir şüphesi, bir itirazı yok mudur?

Bundan sonra olabileceklere dair bir endişeniz yok mudur?

Bugün Apoculuk, iktidarınızın makbul siyaset demetine eklenmektedir.

Dün suç saydıklarınız,

Bugün iktidarınızı koruyacak siyasi koalisyonun bir parçasına dönüşmektedir.

Biz bunları söylerken,

Ne müebbetlik terör hükümlüsü,

Ne de onun ulaklarıdır.

İktidar ve ortağı partilerin vekillerine sesleniyorum!

Tüm tarihi ve yasal sorumluluk sizindir.

Ailenize evlatlarına bırakmak istediğiniz miras bu mudur?

Onların yüzüne nasıl bakacaksınız,

Onlardan da mı utanmayacaksınız?

Bu mudur sizin davanız?

Öcalan’a ulaklık yapmak,

Öcalan’a destekçilik yapmak,

Öcalan denen caninin yol haritasıyla devlete güzergâh tayin etmek midir?

Silahların bırakılmasıyla ilgili olduğunu anlatıyorlar.

Bize, filin hortumunu tarif edip duruyorlar.

Biz ise kendilerine;

“Ortada bir fil var” diyoruz.

PKK yalnızca Türkiye sınırları içindeki silahlı unsurlardan ibaret değildir.

Suriye’de, Irak’ta ve İran’da farklı isimlerle örgütlenmiş bölgesel bir tehdittir.

İran kolu PJAK’ın silahlandığına,

Süleymaniye üzerinden İran sahasına kaydırıldığına dair ciddi bilgiler geliyor.

Bölgedeki örgütsel kapasite hareket hâlindeyken,

Yalnızca Türkiye’deki bir görüntüye bakarak,

Örgütün tasfiye edildiğini nasıl söyleyebilirsiniz?

Türk devleti, bir örgütün bugün verdiği söze göre değil,

Yarın sahip olabileceği kapasiteye göre hareket eder.

Devlet aklı, iktidarın seçim kazanmak için çalıştırdığı reklam ajansı değildir.

Bizden önce yaşayanları,

Ve bizden sonra yaşayacakları birlikte düşünmek zorundadır.

Geçmişte kurulan, şeffaflıktan uzak, kurumsuz ve hesapsız süreçlerin bedelini

Önce güvenlik güçlerimiz ve sonra bütün milletimiz ödemiştir.

Yine aynı süreci bütün dertlerimizin devası gibi pazarlıyorlar.

Sanki Öcalan’la görüşülünce ekonomi düzelecek.

Sanki İmralı memnun edilince sokaklar güvenli olacak.

Sanki terör örgütüne mahsus bir hukuk hazırlanınca

İşsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik sona erecek.

Bir de “Terörün 50 yıllık maliyetinden” söz ediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapacaktı?

Silah sıkanın şantajıyla masaya oturup,

Maliyet hesabı mı yapacaktı?

Teröristin isteklerini karşılayıp,

Sizin yaptığınızı mı yapacaktı?

Terörün maliyeti diyorsunuz ya,

Biz ona Türk milletinin fertleri olarak, bedel ve sorumluluk diyoruz.

Adalete güveni sarsan,

Devletin kurumlarını tarumar eden,

Toplumsal huzuru aşındıran yönetim anlayışınızın maliyeti yanında,

Sizin o “maliyet” dediğiniz 50 yıllık sayılar bile devede kulak kalır.

Size göre değil ama söyleyeyim:

Hiçbir maddi hesap ve maliyet,

Milli bir namusun ölçüsü olamaz, ikamesi olamaz!

Değerli arkadaşlarım,

Çocukların suça sürüklenmesine ilişkin bir düzenleme de getirilmektedir.

Elbette suçun cezası olacaktır.

Failin çocuk olması, mağdurun acısını azaltmaz.

Fakat meseleyi yalnızca ceza miktarlarını artırarak çözeceğini zannedenler,

Sonucu konuşup, sebebi yine gizlemektedir.

Bir çocuk suç işlediğinde onun eyleminin korkunçluğunu konuşuruz.

Fakat binlerce çocuk aynı anda

Çetelere, uyuşturucuya, silaha ve suç ekonomisine sürükleniyorsa,

Artık yalnızca çocukların suçunu değil,

“Bu eğri düzenin, çocuklara karşı işlediği suçu da konuşmak zorundayız.”

Aileler yoksulluk altında ezilirken,

O çocuk okuldan koptuğunda neredeydi?

Uyuşturucu satıcısı okul kapılarına kamp kurduğunda,

Çeteler, çocuklara silah, para ve sahte itibar vaat ederken neredeydi?

Kısaca, 25 yıldır devleti yönetenler, size soruyorum:

Şehirleşmeyi, gençlik ve istihdam ve en önemlisi eğitim politikalarını yaparken

Sizin iktidarınızda doğup, sizin iktidarınızda büyüdüler.

Tepeden tırnağa sizin eserinizdir ve ortaya çıkan vahim sonuçlar,

25 yıldır yaptıklarınızın aynasıdır.

Bir çocuğun karşısına ilk defa mahkeme salonunda çıkıyorsa

Zaten iş işten geçmiştir.

Ekonominin, eğitimin, ailenin, ahlakın,

Mahallenin ve toplumsal dayanışmanın birlikte zayıflamasının sonucudur.

Üstelik çocuklarımızı içine çeken suç düzeni,

Mahallede türemiş birkaç çeteden ibaret değildir.

Uyuşturucunun uluslararası sevkiyatından,

Şehirlerdeki dağıtımına kadar uzanan büyük bir suç ekonomisinin sonucudur.

PKK da yıllardır uyuşturucu ticaretinden gelir sağlayan

Ve bu suç ekonomisini besleyen yapıların en önemlisidir.

Şimdi o ekonominin militanlarını, hem de binlercesini,

Teröriste gizli af yasasıyla sokaklara salacaklar.

Çocuklarımızı zehirleyen uyuşturucu düzeniyle,

Terörü finanse eden suç ekonomisi birbirinden ayrı değildir.

Hepsi birbirini beslemektedir.

Yıllarca silahlı örgüt disiplini altında yaşamış militanları

Adi suçlu gibi görüp,

Toplumsal risk hesabıyla da değerlendiremezsiniz.

Toplumun bunu ne kadar taşıyacağını,

Mağdurların, gazilerin ve şehit ailelerinin adalet duygusunun

Nasıl etkileneceğini düşünmeden yasa yapamazsınız.

Günlerdir gazilerimiz Ankara’nın orta yerinde,

Güvenpark’ta haklarını arıyorlar.

Vatan için bedenlerinden vazgeçmiş insanlar,

Devletin sorumluluğunu yerine getirmesi için gece-gündüz bekliyorlar.

O kahraman kardeşlerimizin eksik bırakılmış hakların tamamlanmasını;

Rütbeye göre doğan adaletsizliklerin giderilmesini;

Tedavi, protez ve sosyal hak farklılıklarının ortadan kaldırılmasını

Sonuna kadar destekliyoruz.

Şimdi onların haklarına ilişkin bir sözde düzenleme hazırlamışlar.

Hiçbir ihtiyaca ve talebe yanıt vermemesi bir yana,

Hem milletimiz hem de bizzat er gazilerimiz şu soruyu sormaktadır:

Gazilerimiz yıllardır süren meselenin,

İmralı için hazırlanan çerçeve yasayla aynı zamana denk getirilmesini oldukça manidar buluyorlar.

Yoksa bu, kan ve can bedeli ödemiş o vatanseverlere,

Siyaset katından verilmeye çalışılan bir avuç rüşvet midir?

Teröriste altın tepside imkân sunan aymazlığı,

Vatan sağ olsun diyen kahramanlara rüşvet gibi düzenlemeyle mi perdeleyeceksiniz?

Gaziyi konuşuyorsunuz arkadaş.

Gazinin yüreğinden daha büyük feryatların çıkmasına vesile oluyorsunuz.

Bir terörist grupla ilgili hazırlanmış yasal düzenlemeyle eş zamanlı olarak,

Gazilerin hak ve hukuklarının düzenlemesine vesile olacak yasanın hazırlanmasını

Aynı takvime denk getirerek gazilerimizi yüreğini incitiyorsunuz.

Sizde hiç utanma yok mu arkadaş?

Sizde hiç akıl yok mu?

Gazilerimizin haklarını teslim edecekseniz edin.

Fakat onların fedakârlığını,

İmralı için hazırladığınız ihanetin vicdan perdesi yapmayın.

Bu millet bunun hesabını mutlaka sorar.

Gazilik, özlük hakkı meselesi değildir.

Gazi, devlet ile vatandaş arasındaki en yüksek ahdin tarafıdır.

“Gerektiğinde canını ortaya koy” der, vazifeye çağırır.

Bu vazifenin karşısında da,

“Ben de senin hukukunu ve aileni koruyacağım.” diye söz verir.

Vatandaş da bu çağrıya bedenini siper ederek cevap verir.

Gazilerimiz yalnızca bir toprak parçasını savunmadılar.

Şiddetin siyasete üstün gelemeyeceği bir düzeni savundular.

Ahde vefa edenlerle,

Ahdi, silah ve kanla çiğneyenleri bir tutuyorsunuz.

Yaptınız işte bu yüzden bir at pazarlığıdır.

Kimin fedakârlığının şeref,

Kimin eyleminin ihanet olduğunu bilmektir.

Kendisi için canını ortaya koyanı unutmamaktır.

Silahla hak elde etmeye çalışanı ödüllendirmemektir.

O halde olan biten devlet sıfatıyla değil

Ancak rezalet sıfatıyla tanımlanabilir.

Tepeden tırnağa rezalet!

Değerli arkadaşlarım,

Şimdi tabloyu yan yana koyunuz:

Milletvekili görmediği metne imza atıyor.

Çocuk, devletin ulaşamadığı yerde çetelerin eline düşüyor.

Gazi, uğruna bedel ödediği devleti kapısında bekliyor.

İmralı ise milletin bilmediği yasanın onay mercii haline geliyor.

Hukuka bağlı kalanı cezalandırıyor,

Fedakârlık yapanı unutuyor,

Temiz kalmaya çalışanı yalnızlaştırıyor,

Kan dökene, silahın gölgesinde yeşerene ise imtiyaz vaat ediyor.

Bir devletin adaleti, yalnızca verdiği cezalarla değil,

Kime umut, kime güven ve kime cesaret verdiğiyle ölçülür.

Bugün bu ülkede doğru tarafta duran insanlar,

Kendilerini neden güçsüz ve sahipsiz hissetmektedir?

Çünkü iktidarın asıl istediği yalnızca bu yasayı geçirmek değildir.

“Artık yapacak bir şey yok” dedirtmektir.

Bir iktidarın en büyük zaferi, karşısındakileri susturması değil

Onlara çaresiz olduklarını hissettirmesidir!

İşte bunu kabul etmeyeceğiz!

Bizim defterimizde, öğrenilmiş çaresizlik yoktur!

Bizim defterimizde, umutsuzluk yoktur!

Bizim defterimizde güce teslim olmak yoktur!

Sayısal çoğunlukları bu yasayı geçirmeye yetebilir.

Belki bugün sayımız bu yanlışı durdurmaya yetmeyecektir.

Fakat bir kanunu geçirmek, yapılanı haklı kılmaz.

Meclis çoğunluğu, milletin vicdanını oylayamaz.

Bugün yaşanan budur.

Hiçbir çoğunluk Meclisin namusunu kirletemez.

Bir yanlışın kanunlaşması, onu hakikate dönüştürmez.

Bugün engelleyemediğimiz bir yanlış da,

Kadermiş deyip geçebileceğimiz bir vazgeçiş olamaz.

Biz günlük alkışların değil, uzun mücadelenin insanlarıyız.

Umudumuzu tüketmeyecek,

Sözümüzü ucuzlatmayacak;

Doğru bildiğimiz yerde dayanacağız.

Genel Kurula getireceğiniz metnin her maddesini,

Milletin önünde konuşacağız.

Hangi pazarlığın sonucunda hazırlandığını tek tek anlatacağız.

Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve ihanete hayır diyeceğiz!

Buna destek verenleri,

Tarihî ve şahsi sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakacak, millete şikayet edeceğiz!

Bu süreci, türlü cambazlıklarla bu aşamaya getirmiş olabilirler.

İlk adım diyorlar ya buna…

İşte o ilk adımlarının nereye bastığını göreceğiz.

O çukurdan bu millet çıkacak,

Bunlarsa, millete ettikleri bu kötülüğün siyasi ve toplumsal sonuçlarında boğulacaklar.

İmralı pazarlığına açtıkları bu dönemin siyasi sicilini de,

Asla ve asla temizlemeyecekler.

Sömürge valilerinin sufleleri sona erdiğinde,

Türk milletinin gür sesi kalacak geriye,

Hesap zamanı diyecek!

Aldananlar ve aldatanlar için hesap zamanı!

El kazanında aş kaynatanlar için hesap zamanı!

Taşıma meşrulukla değirmen döndürenler için hesap zamanı!

O hesap zamanı geldiğinde de herkesin kulağında benim sesim çınlayacak.

İhanetin zaman aşımı yoktur!

İhanetin zaman aşımı yoktur!

İhanetin zaman aşımı yoktur!

Biri siyasi geleceğini;

Biri de yıllardır ulaşamadığı hedefe

Sarayın eliyle ulaşmayı düşünmektedir.

Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü,

Cumhuriyetin haysiyetini,

Ve evlatlarımızın geleceğini korumaktan başka bir derdimiz yoktur.

Bizim tek dayanağımız,

Türk milletinin azmi ve imanıdır.

Ya ampullü rozet ya çelik kelepçe şantajına boyun eğmeyeceğiz.

Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz.

Bu çözüm oyunu diye sahnelenen tiyatronun piyonu asla olmayacağız.

İmralı ve sarayın ve de Balgat’ın ortaklaşarak Meclise getirmeye çalıştığı yasanın hesabını

Genel Kurul’da da meydanlarda da tek tek soracağız!

İktidarından muhalefetine,

Yenisinden eskisine,

Bütün çevrelerin teslim olduğu bölünme senaryosunu bozacağız.

Bölücübaşını, terör örgütünü ve yandaşlarını normalleştirmeyeceğiz.

Türk milletinin faziletini,

Muzaffer ordusunun haysiyetini,

Aziz şehit ve gazilerinin hatırasını korumak için

Bizim hiçbir dış onaya ihtiyacımız yoktur.

Bizim ittifakımız milletin sinesindedir,

Vakur ve güçlü varlığıyladır.

Bu aziz millet tarih boyunca,

Egemenliğine ve bağımsızlığına zincir vurmaya yeltenenlere

Her daim bunun kavgasını vermiştir.

Baskıya boyun eğmemiş, namerde el açmamış, muktedire şahsiyetini satmamıştır.

Bizim ittifakımız işte bu milli ruhladır.

Bizim milli hafızamız ve şuurumuz bu ruhtur.

Ecdadı ve ruhu ile bu toprağa bağlı hiçbir yurttaş,

Milli varlığımızın temellerini kundaklayan bu ajandaya rıza göstermeyecektir.

Genel Kurul’dan geçebilir.

Şundan emin olunuz ki bu bir son değil, bir kutlu başlangıçtır.

O ihanet belgesine oylarınızla evet diyebilirsiniz.

Türk milletinin aklında ve vicdanında hükümsüzdür.

Büyük Türk milleti hazır olsun,

Mücadelemiz yeni başlıyor.

Yenilgi, haklı bildiğin yerden çekilmektir.

Biz hak bildiğimiz yerden çekilmeyeceğiz.

Oy çoğunluğun, hüküm tarihin,

Son söz de büyük Türk milletinindir!

Hepinize saygılar sunuyorum.

. Tüm hakları saklıdır. – TÜRKİYE’NİN GÜVENCESİ

  • Etiketler:
  • TBMM
  • Grup Konuşması
  • İYİ Parti

Bu içeriği paylaş

© 2026 | by TeMiZ

  • www.musavatdervisoglu.com.tr
İçerik
İçerik yükleniyor...