“Türk milletinin kanununu İmralı yazamaz.”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, 29 Temmuz Çarşamba günü TBMM grup toplantımızda konuştu.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, çerçeve yasa tartışmalarına değinerek “Bu kanunu TBMM mi yapacaktır yoksa Meclis, İmralı ile Kandil arasında kurulmuş siyasi takvimi kanunlaştırmak için mi kullanılacaktır? Meclis’ten saklanan bir kanun teklifinin, İmralı’daki bir terör hükümlüsünün olur ve onayına sunulması hangi devlet aklının ürünüdür?” diye sordu.
“Cumhuriyet diz çökmeyecek” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Demokrasi diye özerklik zehrini, iç cephe diye hanedan zehrini, kardeşlik diye feodallik zehrini bize yutturamayacaksınız. Cumhuriyete diz çöktüremeyeceksiniz! Tarih de milletimiz de şahit olsun ki diz çöken siz olacaksınız!” ifadesini kullandı.
Süreç komisyonu üzerinden dikkat çeken mesajlar veren Genel Başkanımız “Komisyona katıldınız, ne partinize yönelik müdahaleler sona erdi ne belediyelerinize yönelik operasyonlar. Bir kez daha uyarıyorum! Bu yeni aşamada vereceğiniz destek de sizi kurtarmayacaktır” şeklinde konuştu.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun “Türk milletinin kanununu İmralı yazamaz” vurgusu dikkat çekti.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasının tamamı:
Değerli Milletvekilleri,
Hepiniz grup toplantımıza hoş geldiniz.
Konuya direkt olarak gireceğim.
At iziyle it izinin birbirine karıştığı bir toz bulutu arasında,
Bizi zorbalıklarına mahkûm kılmak istiyor,
Bir çılgınlık haline rıza göstermemizi bekliyorlar.
Önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne,
Adına “çerçeve yasa” dedikleri bir düzenleme getirmeye hazırlanıyorlar.
Geçen hafta bizi ziyaret eden Meclis Başkanına,
Üzerinde konuşulabilecek,
Hazırlanmış bir kanun teklifi taslağı var mı diye sordum.
Henüz netleşmiş bir şey olmadığını çalışıldığını söyledi.
Bu saat itibariyle milletvekillerinin gördüğü bir kanun teklifi yok.
Türk milletine neyin teklif edileceğini bilen yok.
Ama terör örgütünün yöneticileri çıkıyor,
İmralı’nın taslaktan haberdar olduğunu,
Taslağı değerlendirdiğini,
Örgüte görüş ilettiğini anlatıyor.
İktidar ise susuyor…
Yani bizden saklanan,
Siyasi partilerin genel başkanlarından esirgenen,
Türk milletinin vekillerinin bilmediği kanun teklifi taslağını terörist başı biliyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin görmediği metne İmralı canisi bakıyor.
Bu kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi mi yapacaktır?
İmralı ile Kandil arasında kurulmuş siyasi takvimi kanunlaştırmak için mi kullanılacaktır?
Meclis’ten saklanan bir kanun teklifinin,
İmralı’daki bir terör hükümlüsünün olur ve onayına sunulması hangi devlet aklının ürünüdür?
Devlet bu kadar aklını yitirmiş olamaz!
Bu akıl başka bir akıldır…
Önce İmralı’nın talep ettiği komisyonu kurdunuz.
Sonra süreci onun yol göstericiliği ile yönettiniz.
Şimdi örgüt yöneticileri, kanun taslağının İmralı tarafından değerlendirildiğini söylüyor.
Siz ise bunu yalanlamıyorsunuz.
Meclis çoğunluğunuzu gerekçe gösterip bir de buna “millî irade” diyeceksiniz.
Oysa bu, millî iradenin teröristle kurulan pazarlıkla gasp edilmesidir.
Biz daha komisyon kurulmadan söyledik:
Bu komisyon, bir kalkışmanın hınk deyicisidir.
Karanlık dehlizlerde yürütülen pazarlıkların ve tavizlerin
Meclis eliyle meşrulaştırılmasıdır.
Komisyoncular, tüm partiler orada konuşacak,
İtiraz edecek, oy verecek dediler.
Ama sonuç baştan belliydi.
Siz ne konuşursanız konuşun, sahibinin sesinin dediği olacak dedik.
İktidar ve yeni ortağı İmralı’nın dediği olacaktı.
Sürecin başında millete ne söylediler?
“Önce terör örgütü bütün unsurlarıyla silah bırakacak.” dediler.
“Örgütsel varlığı sona erecek.” dediler.
“Devletin güvenlik kurumları bunu doğrulayacak.” dediler.
“Ve ancak bundan sonra gerekiyorsa hukuki düzenleme yapılacak.” dediler.
Davulla zurnayla duyurdukları,
Bizzat kendi hazırladıkları komisyon raporunda da sıralama buydu.
Şimdi o komisyoncu masanın şartlarına bile uymuyorlar.
Güya silah bırakmak “KANUNUN” şartı olacaktı.
Bugün KANUNU, silah bırakmanın şartı hâline getiriyorlar.
Yani kanun çıkmadan silah bırakacaklardı,
Şimdi, “kanunu çıkarın, silah bırakmayı düşünürüz” diyorlar.
Meselenin özü şudur:
Terör örgütü devletin adaletine teslim olmuyor.
Devlete, terör örgütünün planlarına göre adım attırıyor.
Pazarlık dediğimiz şey işte buydu.
Kaç kişi silah bırakmıştır?
Kaç silah Türk devletine teslim edilmiştir?
Teslim edilen silahlar nerede ve kimin denetimindedir?
Bu silahların balistik incelemeleri yapılmış mıdır?
Adli emanet altına alınmış mıdır?
Örgütün bütün unsurlarıyla sona erdiğini hangi devlet kurumu doğrulamıştır?
Dağdaki kadrolar ne olmuştur?
Suriye’deki silahlı yapı ne olmuştur?
İran’daki PJAK ne olmuştur?
Avrupa’daki finans ve propaganda ağı ne olmuştur?
Örgütün emir-komuta düzeni ortadan kalkmış mıdır?
Yoksa yalnızca adı, yöntemi ve faaliyet alanı mı değiştirilmektedir?
Çıkaracağınız kanunun yürürlüğünü hangi somut şarta bağlayacaksınız?
Örgüt vaatlerini yerine getirmezse, kanun uygulanmaya devam edecek midir?
Örgüt yeniden silaha yönelirse, sağlanan imkânlar geri alınacak mıdır?
Yoksa Türk devletinin kanununu Kandil’in ve İmralı’nın keyfine ve iyi niyetine mi bırakacaksınız?
Ne yapmaya çalışıyorsunuz?
“Türk devletini kanun çıkarmaya mecbur bıraktık” mı dedirteceksiniz?
“Silahımız sayesinde taleplerimizi kabul ettirdik.”
“Devlet bizim şartlarımıza geldi” mi dedirteceksiniz?
Bunun yol açacağı elim ve vahim sonucu söyleyeyim size:
Silah kullanan kazanıyor,
Hukuka bağlı kalan bekliyor;
Terörist pazarlık ediyor,
Vatandaş ise bedel ödüyor kanaatini yerleştirirsiniz.
Bunun adı “Terörsüz Türkiye” değildir.
Bunun adı, silaha ve teröre siyasi getiri sağlamaktır;
Terörü, cinayeti ve ihaneti ödüllendirmektir!
“Dünya değişiyor, siz görmüyor musunuz?” diyorlar.
Uluslararası düzen sarsılıyor.
Devletler sınırlarını güçlendiriyor.
Savunma kapasitelerini artırıyor.
Milletler varlık gerekçelerini diriltmeye ve ona sarılmaya çalışıyorlar.
Peki siz ne yapıyorsunuz?
PKK’yı Türkiye’ye entegre etmeye çalışıyorsunuz.
Jeopolitik değişti diye, teröristin suç sicilini silmeye kalkışıyorsunuz.
Bölgesel dengeler değişti diye, müebbetlik teröriste kravat takmaya uğraşıyorsunuz.
Ne kadar tanıdık bir hikâye değil mi?
Kimlerin hangi senaryolarda ayak izleri var anlıyor musunuz?
“Kimler kimlerle beraber” şimdi daha iyi görüyor musunuz?
Kimler Büyük Ortadoğu Projesinin yeni versiyonlarında
Kendilerine meşruiyet devşiriyor,
Yancılarına da kravat dağıtıyor görüyor musunuz?
Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta ve İran’daki bütün terör unsurlarına
Söz geçirebilecek kudretli bir aktör olarak pazarladınız.
Peki bugüne kadar ne olmuştur ne olmaktadır?
Suriye’deki yapının kaderini Öcalan’ın çağrıları değil,
Sahadaki askerî ve siyasi gelişmeler belirledi.
İran’daki örgüt uzantısı silah bırakmadı,
Yeni çatışma hesaplarının parçası hâline geldi.
Kandil ise Türk devletine teslim olmak yerine,
Önce kanun çıkarılmasını ve o kanunu değerlendirmeyi talep ediyor.
Siz Öcalan’a hangi başarısının karşılığında
Bu kadar siyasi alan açıyor ve meşruiyet bahşediyorsunuz?
Bölgedeki örgüt uzantılarına söz geçiremeyen bir terör hükümlüsünü,
Hangi akılla Türkiye siyasetinin merkezine yerleştiriyorsunuz?
Çünkü mesele başından beri yalnızca silah bırakmak değildir.
Mesele, Öcalan’a siyasi bir rol ve iktidarınıza yeni bir ortaklık alanı açmaktır.
Dağdaki üniformasını çıkarıp siyasette takım elbise giymesi,
Terör örgütünün tasfiyesi değildir.
“Öcalan yalnızca silah bırakma çağrısı yapan geçici bir araç olarak kalmayacaktır.
Siyasi muhatap hâline getirilecektir” dedik.
“Örgüt kadroları bireysel olarak topluma dönmekle yetinmeyecek,
Örgütsel güç hâlinde siyasete aktarılmak istenecektir” dedik.
Bugün Kandil ne söylüyor?
Yok olmayacaklarını, dönüşeceklerini söylüyor.
Sürecin yalnızca silah bırakmayla sınırlı olmadığını söylüyor.
Öcalan’ın bu dönüşümü yönetmesini istiyor.
Üst düzey kadroların siyaset yapabilmesini istiyor.
“Terör örgütüyle müzakere etmiyoruz” dediler.
İşte İmralı’nın siyasi ayağı itiraf ediyor.
“Örgüt artık müzakere edebilecek noktaya gelmiştir” diyor.
Pazarlık yok dediler.
Hazırladıkları çerçeve yasayı herkesten önce
İmralı’daki teröriste gönderip, onayını aldılar.
Pazarlıktan de öte, onayına sundular.
Süreç Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yürüyecek dediler.
Korsan bir komisyon kurup, “mış” gibi yaptılar.
Dün yine örgütün uzantısı siyasi partiden itiraf geldi,
Süreç Abdullah Öcalan tarafından yönetiliyor denildi.
Bu kadar yalanla yürüyen bir süreçten hayır gelir mi?
Bir süreç bu kadar yalanla, kapalı kapılar ardından,
Katillerle müzakere edilerek yürütülüyorsa,
Türk milletine bir hayır getirir mi?
Buna da “demokratik entegrasyon” diyorlar.
Kim nereye entegre olacaktır?
Sizin entegrasyon dediğiniz,
Dağdaki ve yurt dışındaki örgüt kadrolarının
Türkiye’ye getirilip siyaset yapması mıdır?
Avrupa’daki finans, propaganda ve uyuşturucu ağlarını yöneten kişilere,
Onlara, mafya babalığı mı vereceksiniz,
Yoksa il başkanlığı mı bahşedeceksiniz?
Cumhuriyet’ten başka entegrasyon yoktur.
O entegrasyon da sizlere, ihanetlerinize,
Tüm darbelerinize rağmen hayattadır, ayaktadır ve 103 yaşındadır!
Kardeşliğin sigortası, Cumhuriyet ve onun değerleridir.
Cumhuriyet’e 100 yıllık parantez diyenler de,
100 yıllık zulüm diyenler bunu anlayamazlar.
Cumhuriyet diz çökmeyecek,
Demokrasi diye özerklik zehrini,
İç cephe diye hanedan zehrini,
Kardeşlik diye feodallik zehrini bize yutturamayacaksınız.
Cumhuriyete diz çöktüremeyeceksiniz!
Tarih de milletimiz de şahit olsun ki,
Diz çöken siz olacaksınız!
İktidar sahipleri olacak.
Kıymetli arkadaşlarım;
Geçen hafta buradan başka bir tehlikeye de dikkat çektim:
Türkiye, mahalle aralarında haraç toplayan klasik mafya düzeninden
Uluslararası kartel mafyasına doğru sürükleniyor.
Ve ne hikmetse, bu ihanet süreci tam da bu ortamda,
Azılı teröristleri sokaklarımıza salmaya niyetleniyor.
Çeteler, çocuklarımızı tetikçiye,
Şehirlerimizi, hesaplaşma alanına,
Ülkemizi, suç ağlarının merkezine dönüştürürken,
Böyle bir ortamda terör örgütü mensuplarını,
Gerekli hukuki ve güvenlik tedbirlerini almadan ülkenin içine bırakırsanız,
Sorarım, müstakbel sonuç ne olacaktır?
Siz, yalnızca geçmiş suçları cezasız bırakmış olmazsınız,
Geleceğin güvenlik tehdidini de kendi elinizle büyütürsünüz.
Bu yapıların içinde silah, patlayıcı, sabotaj, hücre yapılanması,
Kaçakçılık, yasa dışı para transferi ve örgütsel finans konusunda
Tecrübe kazanmış azılı suçlular vardır.
Bu kadroların terörün suç ekonomisiyle birleşmeyeceğini kim garanti edecektir?
Terörist, kartelin silahlı gücüne,
Kartel, teröristin finansman kaynağına,
Her ikisi birden siyasetin ortağına dönüşebilir.
Devlet, vatandaşına karşı iyimserdir
Ama iyimserlikle devlet yönetilmez.
En kötü ihtimal dikkate alınarak adım atılır.
Devlet, terör örgütünün niyetine değil,
Kurumlarına ve denetim gücüne güvenir.
Kanun, kanlı bir örgütün olmayan iyi niyetine göre değil,
Türk milletinin güvenliğine ve Cumhuriyet’in geleceğine göre çıkarılır.
Değerli milletvekilleri;
İktidar çerçeve yasa diyerek,
Sözüm ona millete bunun dar, geçici ve sınırlı bir düzenleme olduğunu anlatıyorlar.
Bu propagandanın sebebi, bunun devamını getirme niyetidir.
Çerçeve neyin çerçevesidir?
Cumhuriyet’in dallarını, gövdesini kırdık,
Şimdi sıra köküne mi gelmiştir?
İmralı ittifakının niyeti budur.
Önce “Mecliste konuşsun” dediniz.
Sonra “Hukuki statü belirleyelim” dediniz.
Ardından “Özel ve geçici düzenleme yapalım” dediniz.
Meclise gelsin denilen mesele, statüye,
Statü denilen mesele, kök yasaya dönüştü.
Her aşamada kelimeleri küçüldü.
Tatlı sözlerin ardındaki habis niyetler ise hiç değişmedi.
Barış, kardeşlik, iç cephe…”
“Aman ötesine berisine bakmayın, aman adım adımdır”;
“Yetmez ama evet” tuzağının bir devamıdır!
Başımıza ne geldiyse işte bu “yetmez ama evet” diyenlerden gelmiştir.
Cumhurbaşkanlığı sistemi dahil, başımıza gelen felaketleri biliyoruz.
Biz ötesine berisine baktığımızda,
25 yılın ağır faturalarını görüyoruz.
Değerli milletvekilleri,
Bu ülkede yıllardır iktidara itiraz eden herkese “terörist” denildi:
Gazeteciye, siyasetçiye, öğrenciye, tweet atan vatandaşa.
İktidarı eleştiren insanları, bazen medya linçiyle,
Bazen soruşturmayla, bazen tutuklamayla terörün yanına yazdılar.
Cezaevlerini muhaliflerle doldurdular.
Tutuklamayı, tedbir olmaktan çıkarıp cezaya çevirdiler.
Yargılamayı, adalet arayışı olmaktan çıkarıp siyasi takvimin aracına dönüştürdüler.
Savunma hakkını dahi iktidarın ihtiyaçlarına göre daralttılar.
Ana muhalefet partisini mahkeme kararlarıyla dizayn ettiler.
Milletin seçtiği belediyeleri kayyumlarla değiştirdiler.
Şimdi ise asıl teröristlere özgürlük vermek için, özel yasa çıkarıyorlar.
Tweet atanı tutukla içeri at, teröriste özel yasa çıkar;
Seçilmiş siyasetçiye kayyum, terör örgütü yöneticisine entegrasyon;
Muhalife cezaevi, Kandil kadrolarına siyaset yolu.
Şimdi bazıları kızacak belki ama şunu söylemek zorundayım,
“Apo’nun heykelini dikeceğiz” dediği için Selahattin Demirtaş’ı içeri atıyorsunuz,
Heykelini dikeceği Apo’ya statü kazandırmak için bin bir takla atıyorsunuz.
Demirtaş, “Seni başkan yaptırmayacağız” değil de,
“Seni başkan yaptıracağız” deseydi,
Elele verip Apo’nun heykelini birlikte mi dikecektiniz?
Siz nasıl bir oyunun içindesiniz?
Siz nasıl bir tuzağa düştünüz?
Siz nasıl bir ihanetin figüranısınız?
Siz nasıl bir aymazlığın pençesindesiniz de
Bu memleketin has evladı Kürtlere,
Apo denilen eli kanlı katilin kayyumluğunu reva görüyorsunuz?
Butlan siyasetiyle İmralı süreci, birdir ve aynıdır:
Birinde meşru muhalefetin kurumsal iradesi kırılıyor,
Diğerinde gayrimeşru silahlı yapı, hukuki ve siyasi özne hâline getiriliyor.
Bir tarafta seçilmişlerin alanını daraltıyor,
Diğer tarafta terörist başının alanını genişletiyorsunuz.
Muhalefete karşı ceza hukukunu,
Terör örgütüne karşı imtiyaz hukukunu işletiyorsunuz.
Bunun demokrasiyle, hukukla ve terörsüzlükle hiçbir ilgisi yoktur.
Yaptıkları at pazarlığı,
Sattıkları gül bahçesi masalıdır!
Komisyona katılan partilere daha önce söyledik:
Bu komisyon sizi kurtarmayacaktır.
Sarayın kurduğu masada oturmanız, sizi hedefi olmaktan çıkarmayacaktır.
Gördünüz, kurtarmadı da çıkartmadı da.
Komisyona katıldınız, ne partinize yönelik müdahaleler sona erdi,
Ne belediyelerinize yönelik operasyonlar.
Bir kez daha uyarıyorum!
Bu yeni aşamada vereceğiniz destek de sizi kurtarmayacaktır.
İktidarın ihtiyacı olduğunda masaya çağrılırsınız,
İhtiyacı bittiğinde yeniden hedef hâline getirilirsiniz.
Ama sizin o masadaki varlığınız,
Yapılanların bütün Meclisin ve bütün muhalefetin iradesiymiş gibi sunulmasına hizmet eder.
Bu masalardan demokrasi çıkmaz,
Bu bakış açısıyla adalet sağlanmaz.
Bu ihanet sürecine dair,
Bu kayyum sistemine dair sürekli haklı çıkmaktan mutlu değilim.
Türk milleti adına, Cumhuriyet adına,
Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz mirası,
Şehitlerimizin kutlu hatırası adına,
İş işten geçmeden, Üsküdar daha fazla geçilmeden
Dostça “son” uyarılarımı yapıyorum.
Olan Cumhuriyet’e olur, Türk milletine olur.
Aklınızı başınıza devşirin diyorum.
Duygusal bir tepki gibi göstermeye çalışıyorlar.
Kendilerini aklın, bizi duygunun temsilcisi gibi sunuyor,
Kendi siyasi tercihlerini “devlet aklı” diye kutsarken
Bizim uyarılarımızı hamasetle küçümsüyorlar.
Oysa devlet aklı niyetle değil sonuçla,
Sözle değil sicille ölçülür.
Allah’a şükür sicilimiz temizdir.
Biz kaygılarımızı anlattık;
Siz bizi barış karşıtı olmakla,
Değişen dünyayı okuyamamakla suçladınız.
Zaman geçti, haklılığımızı bizim sözlerimiz değil,
Sizin yol açtığınız felaketler gösterdi.
“Bu bir devlet projesidir, devletin bildiği şeyler vardır,
Devlet aklı bunu gerektiriyor” diyeceksiniz.
Tandoğan’da da söyledik:
Devletin derini olmaz, hukuku olur.
Devlet aklı, kapalı kapılar ardında kurulan pazarlıklara verilen isim değildir.
İktidarın her tercihine giydirilmiş dokunulmazlık zırhı hiç değildir.
İsterseniz sizin devlet aklı dediğiniz, sicil dosyanıza tekrar bakalım.
FETÖ devlete yerleşirken aynı menzile yürüdünüz,
Devletin kurumlarını birlikte paylaştınız.
FETÖ’nün devleti ele geçirdiğini,
Devlete yerleşirken değil, kendi iktidarınıza saldırınca fark ettiniz.
Sonunda da 15 Temmuz felaketini bu millete yaşattınız.
FETÖ sizle ortakken “Hizmet Hareketi” idi,
Rakip olunca terör örgütü oldu.
Dün işinize yararken cemaat dediniz,
Bugün işinize yarayacak terör örgütüne siyasetçi diyorsunuz.
Hukuku iktidarınızın ihtiyacına göre eğip bükmenizdir.
Habur’da barış dediniz,
Teröristleri davul zurnayla karşıladınız,
Devletin hukukunu, örgütün kurduğu gösteriye uydurdunuz.
Sonra silahlar bırakılmadı, örgüt tasfiye edilmedi.
Şehirler silah ve patlayıcıyla dolduruldu, hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu,
Evlatlarımız şehit oldu.
Yine o günlerde bizi “Barış istemiyorlar” diye suçladınız.
Biz barışa değil, devletin göz göre göre aldatılmasına itiraz ediyoruz.
Kandırılmasına itiraz ediyoruz, devletin terörist karşısında utandırılmasına itiraz ediyoruz.
Haklı çıktık, bedeli Türk milleti ödedi.
Suriye’de birkaç ay içinde sonuç alacağınızı söylediniz,
Yaklaşık on beş yıl boyunca
Türkiye nice bedeller ödedi.
Rahip Brunson’a terörist ve ajan dediniz,
Dışarıdan baskı gelince uçağa bindirip gönderdiniz.
S-400’ü stratejik zafer diye aldınız,
Türkiye’yi F-35 programından çıkarttırdınız;
Milyarlarca dolarlık zararın ardından şimdi yeniden programa dönmeye çalışıyorsunuz.
Trump’ı dost bellediniz, yüzde 12,5 vergiyi giderayak hediye bıraktı.
Bunlar o kirli sicilinizin, yalnızca ufak bir kısmıdır.
Başarı diye anlattığınız yalanların gerçek yüzüdür.
İster “25 yıllık iktidarımız” deyin
İsterse, 10 yıllık tek adamlığınız olsun
Bu millete hangi refahı, hangi mutluluğu, hangi adaleti
Hangi demokrasiyi verdiniz?
Hangi tutarlılığı sergilediniz.
Hangi projenizin, planınızın kârı, bedelinden büyük oldu?
Yoksulluk mu? Enflasyon mu?
Yolsuzluk mu? İşsizlik mi?
Söyleyin neyi hallettiniz?
Her yanlışınızı “devlet aklı” diye başlatıp
Her felaketin faturasını Türk milletine çıkarıyorsunuz.
İşte sizin devlet aklı siciliniz budur:
Öngörüsüzlük, kibir, teslimiyet ve ağır bedeller…
Bu sicile sahip olanların milletten bir kez daha kör itaat istemeye hakkı yoktur.
Her felaketten önce “Bize güvenin” deyip
Her felaketten sonra ıslık çalıp sıvışamazsınız.
Yakanıza yapışıp sizden hesap soracağım!
Siz hata yapacaksınız, millet bedelini ödeyecek.
Siz pazarlık yapacaksınız, devlet yükünü taşıyacak.
Siz iktidarda kalacaksınız diye, bu Cumhuriyetin değerleri aşınacak öyle mi?
Bu tilkiler, kendilerini çok kurnaz sanıyorlar,
Öyle ki, Türk milletini unutmuşlar!
Tilkinin türlü türlü oyunu varsa, kurdun da türlü türlü yolu vardır.
Bilinsin ki her şeyin bir zamanı vardır.
“Devler de diz üstü çökecek bir gün.
Putlar da gözyaşı dökecek bir gün.
Kurtuluş yok, amma erken, amma geç,
Eden ettiğini çekecek bir gün…”
Bizim tavrımız açıktır:
Hiçbir vatandaşımız hakkını,
Bir örgüt, silahlı yapı veya bir terör hükümlüsü üzerinden aramak zorunda bırakılmamalıdır.
Cumhuriyet, vatandaşın devletle aracısız ilişki kurabilmesidir.
Kürtler ne kimsenin oy deposudur ne de Öcalan’ın tebaasıdır.
Her biri Cumhuriyet’in hür, onurlu ve kanun önünde eşit ferdidir.
Komisyona katılan bütün partileri de son kez uyarıyorum:
Şimdilik verilen her taviz, bir sonraki talebin başlangıcı olacaktır.
Bugün sustuğunuz her başlık,
Yarın önünüze kanun maddesi olarak gelecektir.
Vebal olarak gelecektir, suç ortaklığı olarak gelecektir!
Bugün çerçeve diye kabul ettiğiniz şey,
Yarın kök, ertesi gün gövde,
Sonra da Cumhuriyet’in kesilen dalları olacaktır.
Buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Türk milletinin kanununu İmralı yazamaz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Kandil’in şartlarını tasdik eden noter makamına dönüştürülemez.
Topluma dönmek başkadır, devlete ortak olmak başkadır.
Hukuka teslim olmak başkadır, hukuku tehditle değiştirmek başkadır.
Silah bırakmak başkadır, silahın ürettiği nüfuzu siyasete ciro etmek başkadır.
Biz buna razı olmayacağız.
Türk milletinin hukukunu,
Cumhuriyet’in egemenliğini,
Vatandaşlarımızın hürriyetini
Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin şerefini
Terör örgütüyle pazarlıkla kirletemeyeceksiniz.
İyi ve cesur dava arkadaşlarım!
Meclise gelip konuşsun dediler.
Statü belirlensin dediler.
Koordinatörlük verilsin dediler.
Komisyon cümbür cemaat İmralı’ya gitsin dediler.
Üç-beş kişiyle yetinmek zorunda kaldılar.
Ekim 2024’te işaret fişeğini ateşleyip, 2025 girmeden bitirmek istediler.
Bu işin kökü mökü yok!
Varsa da kökü dışarda!
Bundan sonra da atacakları her adımda enselerinde olacağız.
Gücümüzü inancımızdan,
Yetkiyi, bu mücadeleye nice evlatlar vermiş aziz milletimizden alıyoruz.
İmza atacakları kalemin ucundan damlayan mürekkep değil, kandır.
Bu milletin, bu ihanete sessiz kalmayacak evlatları vardır.
Ve serdengeçtilerin asla vazgeçmeyecekleri şey de vatandır.
Asla unutulmasın ki;
Türk milleti olarak,
Direnme hakkımız aslidir ve bakidir.
Herkes boyun eğse de bu şantaj siyasetine boyun eğmeyeceğiz.
Biz yetmez ama evetlerden yıldık!
Gaflete yeter, ihanete hayır diyoruz!
Şimdi, Güvenpark’a gidiyorum.
Haklarını arayan şehit ailelerimizin, terör gazilerimizin yanına gidiyorum.
Onların olduğu her yer, bizim için milli meclistir.
O vicdanın, o hakikatin,
Türk milletinin var olma ve direnme hakkının olduğu her yer bizim için meclistir.
Bayrak açtığımız her meydan, bizim için meclistir!
Balıkesir il ve ilçe teşkilatlarımızla birlikte,
En yakın zamanda yeni bir bayrak açmak için Balıkesir’de olacağım.
Hazırlanın, geliyorum!
Şimdi hep birlikte Güvenpark’a gidiyoruz!
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
. Tüm hakları saklıdır. – TÜRKİYE’NİN GÜVENCESİ
