Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına ara verdiği için, ülkemizi ve milletimizi ilgilendiren meselelerle ilgili görüşlerimizi paylaşmak üzere huzurunuzdayım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklal ve istikbaline tuzak kuran o melun yasanın
Meclis’ten geçtiği günden bu yana milletimizle bir aradayız.Gittiğimiz her yerde, konuştuğumuz her vatandaşımızın bu gelişmelere ve iktidara karşı tepkisini duyuyoruz.
İktidar ve ortakları milletimizin arasına girip, bizim gibi dert dinleyemediği için, ben onlara gerçeği en başta söyleyeyim;Türk milleti bu ihanet yasasını not etmiş ve sabırla hesabını soracağı günü beklemektedir.
İktidar, ortakları, medyası ve etki unsurları, yaşanan sürece dair eleştirilerimizi, bizi dinlemeden, bizi duymak istemeden kendi kesip biçtikleri başlıklarla yapmaktadır.
Oysa, yaklaşık iki yıldır yaptığımız uyarılar, eleştiriler ve tavsiyeleri, başıyla ve sonuyla anlayabilmek için dinleselerdi, belki kendileri bile bir an için durup, “Biz ne yapıyoruz?” diye soracaklardı.
Bizim eleştirilerimizin temelinde en temel insani özellik olan ve bu konularda mutlaka başvurulması gereken “şüphe” vardır.Şüphemizin özünde ise 25 yıllık olaylar zinciri vardır.
Çünkü bu iktidar döneminde, devlet ve toplum nizamımızın ne kadar zarar gördüğü, milli kimliğimiz ve onun ayrılmaz bir parçası olan Cumhuriyetimizin ilkelerinin düşürüldüğü hal ortadadır.
Denilebilirdi ki iktidarla farklı siyasal geleneklerden geliyoruz.Bu sebeple dış politika, ekonomi, eğitim vb. alanlarda farklı siyasal çözümler ve önerileri benimsememiz normaldir.
Ancak durum bu değildir.
Şu bir gerçek ki, yol ve yöntemleri farklı olsa da hiçbir Cumhuriyet hükümeti, Cumhuriyet rejiminin özünü, demokratik işleyişin amacını Anayasa ve hukuk sisteminin temelden değiştirilmesini hedeflememiştir, hedefleyemez.
İşte bizim İmralı sürecine dair eleştirilerimizin özeti de bu duruma ilişkindir.Yaşananları, “Türk milletine karşı girişilen büyük bir kalkışma” olarak nitelendirmemizin sebebi budur.
Asıl olan, Türk millet adına, devleti sevk ve idare etmekle görevli iktidarın, gaflete düştüğü gerçeğidir.Üzülerek söylüyorum ki iktidar bu görevi, devlet içerisine etki eden, dış bağlantılı bir grubun yönlendirmesiyle planlı ve kasıtlı olarak hem devletin hem de Türk milletinin hilafına yürütmektedir.
İhanet sürecini yürütenler ve onu meşrulaştırmak isteyenler, İsrail tehdidi ve arkasındaki ABD ve diğer emperyal aktörlerden bahsediyor.
Bu noktada duymak istemedikleri hakikat ise şudur:Hangi büyük ve güçlü ülke defalarca mağlup ettiği bir silahlı narko-terör örgütünün mensuplarınıAffetmeye ve onları siyasete “entegre etmeye” muhtaçtır?Hangi emperyalizm karşıtı iktidar, bu emperyalizmin banisi Trump’ın en yakın dostudur ve onun sömürge valisi Barack ile aynı dili konuşur?Ve hangi siyonizm karşıtı, hangi mazlumların temsilcisidir ki 70 binin üzerinde masum Gazze’de katledilirken,Petrol ticaretini bile son ana kadar durdurmaktan acizdir.
Sözüm ona bu ihanet süreci İsrail tehdidine karşı bir önlemmiş.Sorarım, ambalaj bu iken süreç nereye evrilmiştir?
Aylardır kck/pkk’nın İran kolu pjak’tan bahsediyorum.ABD Başkanı bizzat pjak’a silah verdiklerini söyledi.Uluslararası raporlar pjak’ın güçlendiğini, bölgeye silah ve militan aktığını yazıyor.
pjak’ın sözcüsü, pkk’nın feshinin kendilerini bağlamayacağını dile getiriyor.
Bunun yanında Suriye’de de birtakım gelişmeler yaşanıyor.
pkk’dan bozma ypg, ondan da bozma Suriye Demokratik Güçleri adı verilen ordunun, doğrudan doğruya Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne entegrasyonundan bahsediliyor.
Bu, örgütün yaşadığımız bölgede silah bırakmadığının en büyük delilidir.
Ayrıca burnumuzun dibinde ABD tarafından kiralanmış.
Yeni bir terör ordusu yapılandırılmaya çalışılıyor.
Normal bir devletin terörle mücadelesi, göz boyamak için yapılan silah bırakma müsamerelerine emanet edilemez.İktidar teröriste özel af çıkardı ama terör örgütü silahlanmaya ve arazide pozisyon almaya devam ediyor.
Üstelik İmralı’daki görüşme tutanaklarından anlıyoruz ki; kendisine statü aranan örgütün elebaşı,bırakın pişmanlık göstermeyi, pjak’ın mücadeleyi genişletmesini ve İran rejiminin devrilmesinde rol oynamasını istiyor.Devleti yönetenlerin ise gıkı çıkmıyor.
Aziz milletim, şu bir gerçek ki;Amaç İsrail tehdidine karşı direnç oluşturmak falan değildir.Amaç, İran’da rejim değiştirmek, pkk’yı silahlı unsur olarak örgütlemek ve Türkiye’yi bu sürecin koordinasyonunda taşeron gibi konumlandırmaktır.
Bugünden geriye bakıldığında açıkça görülecektir ki bugün, İsrail’in İran’a kolayca hava saldırısı yapabilmesinimümkün kılan şey, Suriye’nin devletsizleşmesidir.
Peki, Suriye’yi devletsiz kılıp, İsrail’in elini rahatlatanlar kimlerdir?Onun da cevabı bellidir.
Bugünkü iktidar, geçmişte de benzer bir ihaleyi Şam rejimine karşı almıştı.Ve hatırlayın, aynı günlerde yine bir çözüm süreci başlatmışlardı.
Sonuç ne oldu?Hendek savaşları, şehitler, ülkemize yayılan dört milyon sığınmacı,büyükşehirlerde terör dalgası, Suriye bataklığı oldu.
Tablo aynıdır.Amerika’nın elini bulaştırmadan İran rejimini yıkma gayreti, İsrail’in etki alanını sürekli genişletmesi,Sömürgeci devletlerin maşası olarak güçlenmeye çalışan bir pkk ve bu sürecin koordinasyonunu üstlenmeye hazır bir AKP iktidarı vardır.
Halkımıza İsrail tehdidine karşı zorunlu tedbir diye satılan şey; Amerika’ya İran’da rejim değişikliği, iktidara müşfik bir monarşi kurma meşruluğu, İmralı’daki meczup katile statü kazandırmaktan başka bir şey değildir.
İktidar İsrail ile ilişkilerini düzenleme yetkisini Tom Barrack’a devretmiş, Amerikan elçisinden aldığı teminatlara bel bağlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti iktidarı, güvenliğini neden bir Amerikan büyükelçisinin arabuluculuğuna
ve teminatına bağlayacak noktaya gelsin?
Geçtiğimiz hafta İsrail’in sınırımızın hemen dibinde gerçekleştirdiği saldırıbu bakımdan manidardır.
Barrack, iktidara verdiği kefalet sözünü tutamamış; tehdidi savuşturmak bir yana burnumuzun dibine kadar getirmiştir.
Daha önce defalarca söyledik: Ortadoğu’daki savaş bizim savaşımız değildir.
Ne ABD ve ne İsrail için İran’a karşı cephe almalıyız, ne de İran için kendi refah ve güvenliğimizi riske atmalıyız.
Açılım derken, savaş riskiyle yüz yüze mi geldik; bir beladan başka bir belaya mı sürükleniyoruz?
Türkiye bu krizden, şark kurnazlığıyla içeride iktidar devşiren kadrolarla değil, Cumhuriyete ve Türk milli devletine bağlı kalarak çıkabilir.Bunun için devşirmelik değil, devlet adamlığı gerekir.
Unutulmasın, yıllar önce bağıra çağıra alınan S-400’ler, vazgeçilen F-35’ler en çok Netanyahu’yu sevindirmiştir.Çünkü bu İsrail’e Ortadoğu’da hava hâkimiyetini hediye etmiştir.Bugün yapılan hamasetin de en nihayetinde en fazla Netanyahu’yu sevindireceğini unutmamalıyız.Türkiye’nin üniter bir ulus devletten, gerçek bir Cumhuriyet olmaktan çıkması, yine en çok o katili sevindirecektir.
Hafta sonu Bursa ve Balıkesir’deydim.Çiftçilerimizle buluştuk. Tarlada hasada katıldık.Sonra uzun uzun dertleştik.Gördüğüm tablo odur ki; bu iktidar, İmralı’daki teröristi düşündüğü kadar çiftçimizi düşünmüyor.Bu iktidar, mangalda tüfek yakan katillerle barışırken yıllardır kazanamayan köylümüzü tarlasına küstürüyor.25 yıldır GAP’ı bitiremeyen bu iktidar doğuda da batıda da üreten her nasırlı eli, aç bırakıyor, açıkta bırakıyor.
Doğu’ya, Güneydoğu’ya, 25 yılda bir şey veremeyenler, teröriste özgürlük vererek refah vadediyor.Keşke olay Türkiye’de geçmeseydi de buna komedi deyip geçebilseydim.
Sözde süreci toplumun satın alabileceği bir yere getirmek için şimdi de Takip ve Değerlendirme Kurulu adı altında idari bir mekanizma kuruyorsunuz.
Ama süreç boyunca konuşulmayan, bizim ise ısrarla takip ettiğimiz varlık barışı konusu asıl muammadır.
Sorarım; pkk’nın uyuşturucu, silah, gasp, insan ve organ ticaretiyle istiflediği kanlıparayı bölüşerek mi refah getirecekler?Gerçekten, bu kanlı örgütün kanlı parası ve ticaret ağıyla ilgili neden kimseden tek kelime laf çıkmıyor?
Oynanan hemen her maçta stadyumlardaki tepkiler dikkat çekicidir.Bayrağımıza saldırıldı haberleri peş peşe geliyor.Gençliğe hitabeyle meydanda durarak tepki gösteren genç evladımız gözaltına alınıyor.
40 günü aşkın zamandır, Başkent’te hak arayan gazilerimizin yaşadıklarına hep birlikte tanık oluyoruz.Baş üstünde taşınması gerekirken park köşelerinde itilip kakılmaları vicdanımızı yaralıyor.Pazartesi günü yaşanan olayın da takipçisi olacağız.
Bursa Milletvekilimiz Selçuk Türkoğlu, diğer milletvekili arkadaşlarımızla birlikte ilk günden itibaren gazilerimiz ve şehit ailelerimizin yanında.Pazartesi günü, emniyet teşkilatımızın arasına sızmış bir kendini bilmezin saldırısına uğradı.
Anayasal dokunulmazlığı olan bir milletvekilini yerde tekmeleyecek kadar aklını kaçırmış biri,kahraman polislerimize ve onların teşkilatına elbette gölge düşüremez.
Ancak konu, kuru bir geçmiş olsun ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.
TBMM Başkanı’nı ve İçişleri Bakanı’nı sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum.
Bu edepsizliğin de sonuna kadar takipçisi olacağımı kamuoyuna duyuruyorum.
Bu gafillerin saçtığı tohumların tehlikesini görmek için falcı olmaya gerek yoktur.“pkk ile Kürt’ü eşitlemeye kalkanlar”,“Düzenlemeyi beğenmeyenler dağa çıksın diye şecaat arz edenler” vardır.Erdoğan ve onun etnik tasnifçi dilini örnek alan bir takım genel başkanlar,Bize başka bir şeyi usul usul itiraf etmektedirler.
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir”düsturuna dayanan ulus devletimiz, adım adım tasfiye edilmektedir.
Sözde Milli Eğitim Bakanlığı, özde ise iktidar militanlığı yapan zatın,Erdoğan sonrası dönemden kupon makam arazisi kapma telaşıyla,Bu ihanet sürecine, çocuklarımızın tertemiz dimağını alet etme projesi ise,Türkiye’nin geleceğine örülebilecek en büyük tuzaklardandır.
Buradan Sayın Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum;Evlatlarımıza bu kötülüğü yapmayın, yaptırmayın.Bu günahın bedeli, çok ama çok ağır olur.
Bu çocuklara öcalan’ı mı anlatacaksınız?öcalan’la mı barıştıracaksınız?
Devlet ve millet düşmanı pkk kaçkınlarını,“bunlar sizin kardeşiniz” diye okullarda temsil konusu yapmak ne demektir?
Aylar önce de dile getirmiştim,Lübnanlaşma, Yugoslavyalaşma, Iraklaşma…Yani bölünme önce zihinlerde başlar.
50 yıldır öcalan canisi ve pkk üzerindeki haklı öfkeyi,Bugün Kürtlerin kucağına bırakan bir ihanetle karşı karşıyayız.Ve biz, Türk milletiyle birlikte, buna itiraz ettiğimiz için,Barışa ve kardeşliğe karşı oluyoruz öyle mi?
Biz o kardeşliği ayakta tutmaya çalışıyoruz beyler!
Yurttaşlık hukukunu yıkıp, kardeşlik hukukundan bahsedemezsiniz.Anlamadığınız ya da anlamak istemediğiniz gerçek budur.
Ben Türk milletinin her bir ferdini,İşte o sebeple bu şeytanlığa karşı mücadele etmeye, direnmeye,
Bayrak açmaya çağırıyorum.
Türkiye, bu coğrafyada, onlarca farklı etnisiteyi, bir kimlik etrafında, demokrasi hedefiyle Cumhuriyet rejiminde birleştirmiş tek devlettir.
Vatandaşlarına insani bir yaşam seviyesi standardı sunabilmiş tek devlettir.18. ve 19. asrın yıkım ve yoksunluklarından başını bu şiarla kaldırmıştır.Dağıtılmış ve başka devletlerce parsellenmiş nice coğrafyanın evlatlarını,Anadolu’da buluşturmuş ve başka bir nizam kurmuştur.
O nizamın özü, kimsenin kimseden üstün olmamasıdır.Kanun karşısında, herkesin eşit olmasıdır.Fırsatı olmayana fırsat, imkânı olmayana imkan sağlanmasıdır.İşte bu nizamın kurucusudur Türk milleti.
Ve işte tam da bu yüzden;Bizim ittifak hedefimiz,Türk milletinin bütünüyledir.
Çünkü elimizden kayıp giden,Milletliğimizin ta kendisidir.
Hepinize saygılar sunuyorum.
